Çocuklar Geleceğindir

Mustafa Kemal Atatürk çocukların toplumların, dünyanın geleceği olduklarını, onların iyi yetişmesiyle Türkiye’nin ve dolayısıyla dünyanın daha huzurla, barış içinde yaşanacak bir yer olacağını öngörerek “Bugünün çocuğunu, yarının büyüğü olarak yetiştirmek hepimizin insanlık görevidir“ demiş.

Bir başka konuşmasında “Çocukları sağlıklı ve bilgili yetiştirilmeyen uluslar, temeli çürük binalar gibi çabuk yıkılırlar” demiş. Çocukların eğitimi konusunda bilinçli olmanın, onların iyi yetişmesinin toplumsal bir mesele olduğunun altını çizmiş.

Bu yazıyı paylaş

Zorlu Duygulardan Geçebilmek

Son iki yazımda ağlamanın olumlu etkilerini ve çocuğumuza ağlamasına izin verirken tavrımızın nasıl olması gerektiğini konuştuk. Sonra aklıma bu başlık geldi; “zorlu” tabir ettiğimiz, olumsuz olarak nitelendirdiğimiz duygulardan geçmenin sonuçları neler olabilir? Çocuğumuz hiç bu zorlu duyguları tatmasın, hiç üzülmesin, hiç sinirlenmesin, hiç sıkılmasın, hiç endişelenmesin, hiç korkmasın isteyebiliriz. Ebeveyn olarak onu bu duygularla tanıştırmaktan kaçınmak, hep korumak içgüdüsünde olmamız çok doğal.

Peki bu duyguları hissetmenin, bu duygulardan bizim güvenli rehberliğimizde geçebilmenin çocuklara etkisi ne olur? Birlikte buna bakmak istedim bugün.

Bu yazıyı paylaş

Çocuğum Ağlayınca Ne Yapacağımı Bilmiyorum

Bir önceki yazımda çocuğumuzun ağlamasına izin vermekten çok ağladığı zaman nasıl tavır takındığımız daha önemli demiştim.

Peki, ağladığı zaman ne yapacağımızı biliyor muyuz? Bununla ilgili de bir anket yapmıştım ve aşağıdaki sonuçları elde ettim.

%8 “Ağlama” diyerek susturmaya çalışırım.

%24 Ağlaması beni huzursuz eder, ama sakin kalmaya çalışırım.

%40 Şefkatle yanında dururum, izin verirse sarılırım.

%28 Dikkatini başka yöne çekmeye çalışırım.

Şimdi her birini birlikte ele alalım.

Bu yazıyı paylaş

Ağlayınca Ne Olur?

Bir süredir ağlamakla ilgili anketler yaptım.

İlk sorum olan “Çocuğunuzun ağlamasına hiç kıyamayanlardan mısınız?”a 500’den fazla yanıt aldım bunun %82’si biraz ağlayabilir, %18’i hiç kıyamam oldu. Peki anneanne, babaanne ve dedeler bu konuda ne diyor diye sorunca %83 ağlatma diyor, %17 beni destekliyor sonucu çıktı. Bizler ağlamanın doğal bir duygusal tepki olduğunu bilsek bile büyüklerimiz  kıyamıyor; hatta torunlarının biraz ağladığını gördüklerinde hemen her istedikleri olsun yeter ki ağlamasın diye hemen tüm yelkenleri suya indiriyorlar.

Bu yazıyı paylaş

Ailece Büyümek

Simon Sinek’in paylaştığı bu söze rastlayınca çok etkilendim. Aslında iş dünyasındaki takımlar için söylenen bu cümleyi toplumun en küçük takımları olan ailelerimize de çok uygun buldum.

Ben ailelerin de hayat akışında bir takım olarak fonksiyon göstermesi gerektiğine inanıyorum. Ailenin her bir üyesi kendini takımın vazgeçilmez bir değeri, önemli bir parçası olarak görüp, birlikte yaşanacak mutluluk ve huzur için çalışmaya motive hissettiğinde o aile ortamı nasıl deneyimlenir bir düşünsenize…

Bu yazıyı paylaş

İnsanın En Güçlü Tanığı Kendisidir

Bir önceki yazımda Altı Tanıklık Boyutu’ndan bahsetmiştim. Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız altı tanıklık boyutunu açıkladıktan sonra ekliyor: “İnsanın en güçlü tanığı kendisidir”. Peki bu ne demek?

Şöyle ki; her insan en yakınları tarafından altı tanıklık boyutunda tanınmak, görülmek, kabul edilmek, önemsendiğini, değer verildiğini, sevilmeye, sayılmaya değer olduğunu bilmek ister. Bu her yaşta hepimizin ihtiyacı. Bir aile içindeki kişiler bizim en güçlü tanıklarımız olur. Çocuklar için anne-babaları, eşler için birbirileri ve çocukları olabilir en güçlü tanıklar. Yıllar içinde hayranlık duyduğunuz, rol model aldığınız başka kişilerin tanıklıklarını da çok önemseyebiliriz. Yaptıklarımızın, olduğumuz insanın görülmesini, takdir edilmesini, kabul edilmesini istemek kadar doğal bir ihtiyaç yoktur ilişkilerde. İnsan olmanın temelinde bu vardır.

Bu yazıyı paylaş

Altı Tanıklık Boyutu

Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız, Geliştiren Anne Baba kitabında altı tanıklık boyutundan bahsediyor. Her biri kutsal birer emanet olan çocuklarımızı yetiştirirken çok çok önemli olan herbir boyutu nasıl gerçekleştirebileceğinize dair örnekler vererek açıklamak istedim.

1. Önemseniyor muyum? Çocuklar müthiş bir potansiyelle dünyaya geliyorlar. Onlara bu potansiyellerini ortaya koyabilecekleri alanları açıyor muyuz? Yoksa engel olarak bu muhteşem potansiyelin körelmesine mi sebep oluyoruz? “Çocukların dünyayı keşfetmesine ilgi duyan ve onlara bu fırsatı veren bir ortam, çocuklar için en sağlıklı gelişim ortamıdır.” Önemli olan onların doğal olarak getirdikleri öğrenme, keşfetme merakını desteklememiz, bu konuda var olan potansiyellerini daha da parlatmaları için onlara rehberlik etmemiz. Bunu nasıl yapacağız diye sorarsanız; 

Bu yazıyı paylaş

Doğan Her Bir Çocuk Kutsal Bir Emanet

Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız diyor ki; doğan her çocuk kutsal bir emanet, bunun farkına vardığımız zaman, onların içindeki müthiş potansiyeli de fark ettiğimizde vebalinin farkına varırsın ve elinden geleni yaparsın. Bu sana bir yük getirmez; bu senin hayatına şükür duygusu getirir. Görevinin farkına vardığın andan itibaren dersin ki “şükürler olsun, her türlü eziyeti çekerim; ama iyi ki varlar. Elimizden gelenin en iyisini yapacağız”.

Yukarıdaki cümleleri onun bir röportajından dinleyerek yazdım. Videosunu da paylaşacağım. Ama bu sözler üzerine biraz birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum sizleri.

Bu yazıyı paylaş

Sevgi Ve Güven Rehberliğinde İlişki

Sizin ilişkinize hangi duygular ya da değerler rehberlik ediyor?

Sevgi ve güvenin rehberliğinde mi ilerliyorsunuz yoksa korku ve kaygının çıkmazında mısınız genel olarak?

Bazen ilişkimizde her şey yolunda gitse bile kendi içimizdeki mutsuzluk, güvensizlik, sevgisizlik, tatminsizlik bizi karşımızdaki kişiden şüphe duymaya, kaybetmekten korkmaya, sorun çıkarmaya yöneltebilir. Her şeyi olduğundan kötü algılarız, negatif senaryolar kurmaya meyil ederiz. Kendi yaralarımızın, duygularımızın, ihtiyaçlarımızın farkında değilsek ve kendimizi iyileştirmek için çaba göstermezsek ilişkimize gerçekten zarar verebiliriz. Böyle bir durumda eşimizin duygusal zekası, anlayışı, davranışın ötesini görebilme becerisi önem kazanır; fakat bir yetişkin olarak farkındalıkla davranmak bizim sorumluluğumuz. Dolayısıyla çocuk gibi kapris yapıp sürekli karşı tarafın bizi alttan almasını, anlayışlı olmasını beklemek pek gerçekçi değil. Hiçbir ilişkide her zaman bir taraf verici pozisyonda olamaz. Uzun vadede o ilişki ve o kişi çok yıpranır.

Bu yazıyı paylaş