Toksik Ebeveyn Davranış Modelleri

Şiddet deyince genelde fiziksel şiddeti düşünüyoruz; ancak duygusal şiddet de fiziksel şiddet kadar yaralayıcı çocuklar için. Bir ömür boyu benliklerini zedeleyen sonuçları var. Geçen yazıda sözcüklere yansımasını ele almıştık. Şimdi de davranışlarımıza ve ebeveynlik tarzımıza yansımasını konuşacağız.

  1. Çocuğu kendi malı ve uzantısı olarak görürler. – Toksik anne babalar çocuklarını fazla sahiplenerek kendi malı gibi üzerinde hak iddia ederler. Kendi yaşam tarzlarını, kendi doğrularını, kendi inançlarını  mutlak doğru olarak kabul edip çocuğa da bunu empoze etmeye çalışırlar. “Benim çocuğum böyle dans etmez”, “Benim çocuğum zayıf not almaz”, “Benim çocuğum beni üzmez” gibi kendi yakıştırdıkları davranış kalıplarını ve mükemmeliyetçi beklentilerini çocuğun üzerine yüklerler. Böyle ailelerin çocukları hiçbir zaman kendi özgün benliklerini bulamaz, kendilerini gerçekleştirecek alan bulamazlar. Bazen de kendi hayallerini, isteklerini ve ideal yaşam hedeflerini çocukların üzerinden gerçekleştirmeye çalışırlar. Örneğin kendi Anadolu Lisesi kazanamamıştır, çocuğuna kazanması için baskı yapar. Tenis öğrenmek hep içinde kalmıştır, çocuk istemese de mutlaka onu tenis kursuna yazdırır ve devam etmesi için baskı yapar. Bu anne babaların söylediği cümle “Ne var? Kötü bir şey mi istiyorum? Çocuğum için en iyisini istiyorum”dur.. Tabii ki Anadolu Lisesi kazanmak ya da tenis öğrenmek kötü şeyler değil ama buradaki sıkıntı çocuğa kendi yetenekleri ve istekleri doğrultusunda alan açmayıp kendi isteklerini empoze etmektir. Çocuklardan da sıklıkla “ben sen değilim” savunmasını duyarız. Kendi tercihlerini yaşamak istese de çocuk çoğu zaman anne babasını üzmemek, hayal kırıklığına uğratmamak adına boyun eğer. Bazen de gizlice kendi istediklerini yapmaya çalışır; çünkü paylaşırsa asla kabul görmeyeceğini bilir. Ama o zaman da suçluluk duygusu içini kemirir. İç huzuruyla kendi seçimlerinin sonuçlarını yaşayamaz.

  1. Sınır tanımazlar – Toksik ebeveynler çocuklarının sınırlarına saygı duymazlar. Kendi sınırları da yoktur. Çocuk giyinirken odasına dalmak, tuvalette/banyoda bile içeri girmek, günlüklerini okumak, özel eşyalarını karıştırmak, arkadaşlarından çocuğu hakkında gizlice bilgi almak gibi davranışları kendilerine hak görürler. Çocuklarının özel hayatını, sadece kendisiyle güven içinde paylaştığı duygu ve düşüncelerini başkalarına rahatça anlatırlar. Çocuk bunları duyunca annesine/babasına güvenemeyeceğini, hayatıyla ilgili önemli bilgileri paylaşmaması gerektiğini hisseder. Derin bir yalnızlıkla birlikte anne/babasına bile güvenemiyorsa hayatta kimseye güvenilemeyeceğini düşünür. Sınır tanımayan ailelerde “ben” diye bir şeyin varlığına izin verilmez. Kimsenin bağımsızlığı ve ayrı bir hayatı, hobileri olmasına izin verilmez. Sürekli hep birlikte hareket edilmesi, aynı şeylerden keyif alınması beklenir ve bu empoze edilir. Çocuk kendine ait bir zaman ayırmak isterse bunun için suçlanır, dışlanır, duygu sömürüsü yapılır. Böylelikle kimsenin kendine ait bir dünyasının olamayacağını, ailenin bağımlı ilişkilerle bir arada kalabileceğini öğrenir. Yetişkinlik hayatında da bunu modellemiş olduğundan çekirdek ailesinden bunu bekleyebilir  ya da bu durumdan çok sıkılarak bir savunma mekanizması geliştirir ve böyle olmaması gerektiğine de inanabilir. Sınır tanımayan toksik ailelerde çocuk yetişkin olup kendi evinde olsa bile çat kapı gidilebilir; çocuk misafirim var ya da işim var dese bile özel hayata saygı duyulmadığından dolayı içeri girip özel alana müdahale edilir. Farklı şehirdeyse de habersiz gelip ne kadar kalacağı belirsiz bir süreyle o evde kalmak kendine hak görülebilir. “Ne var ki kızımın evi, oğlumun evi” mantığı vardır. Kızının ya da oğlunun özel alanının ya da hayatının olması önemsizdir.
  1. Ellerindeki güçle manipüle ederler – Anne babaların doğal olarak çocukları üzerinde bir güçleri vardır. Maddi kaynaklar en küçük yaştan itibaren önemli bir güç kaynağıdır. Toksik ebeveynler var olan güçlerini çocuğu manipüle etmek için kullanırlar. Bu sınavı geç sana tablet alalım, üniversitede şurayı kazan sana araba alalım gibi kendi istediklerini yaptırma yöntemleri kullanırlar. “Bir anne babanın çocuğuna araba almak istemesinde ne sakınca var, keşke imkanı olsa da herkes alsa” diyebilirsiniz. Buradaki sıkıntı çocuğa bu maddi ödüllerin koşullu sunulmasıdır. Çocuklarının sevgisini ve ilgisini satın aldıklarını düşünen anne babalar var. Onlara bırakacaları miras için yaşlılıklarında kendilerine bakmaları ya da iyi davranmalarını bekleyen anne babalar tanıyor musunuz? Özellikle maddi olarak yetişkinlikte çocuklarına destek olmaya devam eden ya da bir aile işini çocuklarının devam ettirdiği toksik anne babalar kendisinin istediği gibi davranmazsa bu maddi desteği kesmekle tehdit ederler. Böylece çocuklarının onların istediği doğrultuda bir hayat yaşamalarını, belki onların doğru bulduğu kriterde bir eş seçmelerini sağlayarak seçimlerini manipüle ederler. Bu manipülasyon maddi kaynakla olmak zorunda değil, toksik aileler psikolojik olarak da manipüle eder çocuklarını. Örneğin çocukları onaylamadığı bir kişiyle arkadaşlık ederse küser, her hafta pazar kahvaltısına gelmezse surat asar, onun istediği davranış kalıplarına uymadığında kapris yapar, duygu sömürüsü yapar vs. Bu davranış modeli çocukta bir yorgunluğa yılgınlığa sebep olur. Anne babayla iletişim keyifli bir zaman alışverişi olmaktan çıkar, bir zorunluluk haline gelir. Çocuk kendi özgün varlığıyla kabul görmediğini, sevilmediğini, değerli olmadığını bilir.
  1. Fazla kontrol ederler – “Sen hala benim bebeğimsin” “Çocuklar annelerinin/babalarının gözünde büyümez” Bu ebeveynler yaşı kaç olursa olsun çocuğa çocuk gibi davranmaya devam ederler. Çocukken uyguladıkları kontrol mekanizmalarını hiç bırakmazlar. Savunmaları da “sen benim gözümde hala çocuksun, anne/baba olunca anlarsın”dır. Bu düşünceyi fikren anlasam da pratikte bu davranış şeklinin çocuğa zarar verici ve sağlıksız olduğunu bilmenizi ve görmenizi isterim. Tabii ki çocuğa duyulan sevgi ilk yıllardaki kadar derin ve sonsuz; ancak nasıl çocuk büyürken onların üzerindeki kontrolümüzü zaman içinde azaltmamız ve onların özerkliğine alan açmamız gerekiyorsa büyüyüp yetişkin olduklarında da onları yetişkin olarak görmek, artık kararlarına güvenmek, onları kontrol etme içgüdüsünü bırakmak gerekiyor. Yani çocuğu kontrol değil; anne babanın kendisini kontrol etmesi gerekiyor. Toksik anne babalar çocuklarının yetişkin olduklarında bile doğru kararlar alabileceğine güvenmez, sürekli sorgular, yargılar ve kendi doğru bildiklerini empoze ederek çocuklarının hayatlarını kontrol etmeye çalışırlar. Bu çocuklar ne karar alırlarsa alsınlar kabul görmeyeceklerini bildiklerinden ya gizli işler çevirirler ya da tamamen boyun eğip bağımlı kişiler haline gelirler.
  1. Bencil davranırlar – Bunlar da ihmalkar, kendi hayatına öncelik veren tipte toksik anne babalardır. Hayattaki yapılması gerekenler listesinde bir maddeyi daha tamamlamak için çocuk sahibi olmuşlardır. Çocuk sahibi olmanın sorumluluğunun farkında değillerdir. Çocuklarının hiçbir duygusal ihtiyacını karşılamazlar. Hiçbir ihtiyaç anında yanında olmazlar. Hep kendi işleri, kendi programları, kendi duygusal sorunları, kendi ihtiyaçları vardır. Hatta çocuklarından ilgi, sevgi, şefkat, saygı beklerler. Böyle anne babaların çocukları çok küçük yaşta kendi hayatlarının sorumluluğunu almak zorunda kalırlar hatta anne babalarına bakım vermek durumunda bile kalabilirler. Hiçbir zaman çocukluklarını yaşayamazlar. Bazen anneanne/babaanne bakımında olabilirler ya da ailenin maddi durumu elverişliyse bir bakıcı ile büyüyebilirler; ama o durumda da bakım verenin zaman zaman değişmesi ve anne babanın sevgi yoksunluğu nedeniyle ciddi güvensiz bağlanma sorunları yaşayabilirler.
  1. Hep borçlu hissettirirler – Bu tip anne babalar sürekli yaptıkları fedakarlıkları, verdikleri emeği, harcadıkları parayı çocuğa ifade ederek çocuğun kendisini borçlu ve minnettar hissetmesini isterler.  “Seni tek başıma ne zorluklarla büyüttüm” “Seni ben okuttum” “Sizin için saçımı süpürge ettim” “Bu kötü evliliğe sizin için katlandım” gibi cümleleri sıklıkla söylerler. Aslında bu da manipüle etmelerinin bir yöntemidir. Genelde bu tip cümleler çocuklarından bir şey istediklerinde ortaya çıkar. Çocuğun kendini borçlu ve minnettar hissederek onların istediği yönde karar almasını sağlamaya çalışırlar. Bir kız çocuk dünyaya getirmenin onlara yaşlanınca bakması anlamına geldiğini düşünen pek çok anne babaya rastladım. “Ben sana baktım, yaşlanınca da sen bana bakacaksın” dayatmasına çok küçük yaşlardan başlarlar. Böyle söyleyerek çocuğa aileye karşı bir sorumluluk hissi verdiklerini düşünseler de aslında çocuğa hissettirdikleri şey bu değildir.
  1. Mükemmeliyet çıtaları çok yüksektir – Bazı toksik ebeveynler her şeyi kendilerinin çok mükemmel yaptığını düşündükleri ve kendi doğrularına gönülden inandıkları için çocuklarından da bu standartlarda davranışlar beklerler. Örneğin çok titiz ve mükemmeliyetçi bir anne çocuğunun yatak düzeltmesini beğenmez. Çocuk bir yapar, iki yapar her defasında beğenilmediğini görür, annesi arkasından kendi mükemmel standardında düzeltir. Düzeltirken de “yok öğretemedim ben size, olmadı, içinde yok zaten senin” filan gibi eleştirel, yargılayıcı cümleler kurar. Çocuğun içinde bir daha deneme hevesi kalmaz. Veya işinde çok başarılı olmuş bir baba aile işinde çalıştırdığı oğluna rehberlik edip işi öğretmek yerine sürekli eleştirir, her yaptığını yargılar, hakaret eder ve zamanla çocuk bırakın işi öğrenmeyi, o işin kapısından girmek dahi istemez. Toksik ebeveynler hatayı asla kendinde aramaz. Suçlu, beceremeyen, değersiz ve yetersiz olan her zaman çocuktur. Bu çocuklar bilirler ki ne yaparlarsa yapsınlar asla anne babalarını memnun edemezler, onların standardında bir başarı yakalayamazlar. Zaman içinde kendi başarılarını değersiz görürler; çünkü anne babalarından onay almaları mümkün değildir. Kendilerini küçümserler. Yaptıkları hiçbir işin övgüye layık olmadığına inanırlar.
  1. Fazla müsamaha gösterirler – Yukarıdaki mükemmeliyetçi toksik ebeveynlerin tam tersi olan bir tip daha var ki; onlar da çocukları ne yaparsa yapsın şak şak şak, bravo, süpersin, muhteşemsin diyerek çocuğu çok fazla pohpohlarlar. Çocuk ne yaparsa yapsın alkışlanmayı, onaylanmayı bekler. Gerçekçi bir dünyada yaşamaz. Bu evlerde kurallar, sınırlar pek yoktur. Çocuğa her istediği verilir, ağlamasına kıyılmaz, kafasını sehpaya vursa sehpa suçludur, arkadaşına vurduysa arkadaşın ne yaptı da hak etti diye sorulur. Çocuğun hiçbir hareketinin sorumluluğu alması beklenmez. Hep başkaları ve çevre suçlanır, çocuk göklere çıkarılır. Bu durum çocuğa aşırı bir özgüven verir ve kendini davranış bozuklukları ve sosyal ilişki bozukluklarıyla kendini ortaya koyan kişilik bozukluklarına sebep olur. Empati kuramaz, kurallara uymaz, saygı göstermez, eleştiri kaldırmaz, hatasını kabul etmez, saldırgan tepkiler verir.

Tüm toksik ebeveynlerin çocuklarının güvensiz bağlanma yaşamaları ve kendilerini iyileştirmek için çalışmadıkları sürece ilişki sorunları yaşayacaklarını söylemek yanlış olmaz. Pek çoğumuz yaşadığımız sorunların yetişirken maruz kaldığımız toksik ebeveyn davranış modellerinden kaynaklandığının farkında bile olmayabiliriz.

Kendi anne babanızda ya da evlendiğiniz kişinin anne babasında bu davranışları ve sonuçlarını yaşıyor olabilirsiniz. Artık bir önceki jenerasyonun değişmesi zor olabilir; keşke kendileri fark etse ve bu yanlışlardan psikolojik destekle dönmeleri mümkün olsa. Bizim elimizden gelen sadece bu davranış modellerinin kendimizdeki yansımalarını fark etmek, kendi yaralarımızı sarmak, iyileşme yolculuğunda çaba göstermek ve böylece bu toksik modelleri kendi çocuklarımıza yaşatmamak.

Ne dersiniz? Yapabilir miyiz?

Daha sağlıklı nesiller yetişmesi için elimizden geleni yapmaya devam ederken bence bunu her şeyden çok sevdiğimiz çocuklarımıza borçluyuz.

Bu davranış modelleriyle ilgili deneyimleriniz nasıl?

Bu yazıyı okumak size neler düşündürdü? Neler hissettirdi?

Benimle paylaşırsanız çok sevinirim. İçten sevgilerimle…

Bu yazıyı paylaş

16 thoughts on “Toksik Ebeveyn Davranış Modelleri”

  1. Çok benzer davranışlar var evet.Fakat birde annem tarafından bakınca onunda çok zor bir çocukluk geçirdiğini anneanneme bakınca da aynı Zorluk ve benzerlikleri görüyorum bir nevi zincir gibi.

    1. Evet, zincir olarak devam eder; ancak farkındalıkla ve kendimizi iyileştirerek bu zinciri kırmak da bizim elimizde. Tabii ki hiç kolay değil fakat mümkün. Deneyiminizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim, içten sevgilerimle.

  2. Aynı problemi kayinvalidem ile yaşıyoruz. Duygusal olarak çok zayıf olduğu için üzülmesin diye her davranisi kabul görmüş. Yazınızdan da anladığım kadarı ile tam bir toksik ebeveyn. Artık dayanılmaz bir noktaya geldi. Ben de anne olduktan sonra durumu daha fazla farketmeye başladım sanırım. Eşim de çok üzgün ve nasıl davranacağını bilmiyor. Ancak sizin de dediğiniz gibi eşim de etkileri çok fazla bu durumun. Ben artık hayatımda istemiyorum ancak nasıl davranacağımı da bilmiyorum. Sınır koymak çok önemli evet anca anne olunca o sınırlar ne yazık ki o kadar koyulamıyor. Yazınız için teşekkür ederim, kaleminize sağlık…

  3. Sürekli psikolojime zarar veriyorlar…itaatkar olmayınca küsüyorlar.. illa Görüşmeye devam etmek gerekir mi

  4. Ahmet Aloğlu

    Çok bilgilendim ve geçmişte ki toksik ebeveyn davranışlarımi farkedip üzüldüm… Bu bilgilerin evlenmek için başvuran çiftlere zorunlu olarak öğretilmesi gerekir! Bu güzel makale için kutlarım 👏👏

  5. Ben ve kardeşlerim üçümüz de ayrı ayrı problemleri olan ve ne yazık ki etrafımızda çok başarılı meslek ve yeteneklere sahip olarak tanınmakla beraber asla kendimizi iyi, güzel,yetenekli hissedemeyen ve iltifat edilince utanan ve inanmayan yetişkinleriz. Ben, ortanca çocuk ( şu an yetişkin) olarak hep izleyerek büyüdüm ve ablam ile kardeşim arasında kaldım. Onların isteklerinde koşullu evetleri veya annemin aşırı sinirli, sessiz görünen ve sessiz biri olarak tanınan babamın ise aşırı abartılı ses tonu ve mimikleri ile söylediği hakaretlerini hatırlıyorum.
    Ebeveynlerimin hangi koşullarda yetişip niçin o davranışı gösterdiklerini anlayabiliyorum çünkü maalesef izleyen ve sorgulayan ortanca çocuk olmak beni sürekli psikoloji kitabı okumaya ve sonunda psikoloji eğitimi almaya kadar götürdü.

    Tek bir keşkem var. Keşke, ebeveynlerim de psikolojik kitap okuyup özeleştiri yapabilseler ve biraz olsun davranışlarını iyileştirmeye çalışsalardı. Şu anki durumumuzun aslında bilmeden yaptıkları yetiştirme yanlışlıklarından kaynaklandığı bilinciyle bizi hoşgörebilselerdi. Annem zaman içinde bir nebze kendisini geliştiren, sorgulayan ve düzelten tavır geliştirse de babam, elinden geleni yapmakla beraber, her türlü bilim ile çok alakalı, çok kitap okuyan ve derin bilgi birikimi sahibi babam, özellikle psikoloji ve davranış bilmini içeren hiç bir konu ile ilgilenmemeye yemin etmişçesine kendinden memnun
    görünüyor. Halen, 40’lı yaşlarda çocukları olarak çok nadir de olsa geçmişteki tavır veya olumsuz davranışlarından örnek sunsak, asla hatırlamazlar, olmadığını iddia ederler ve/veya küserler. Biz de zaten geçmişe sünger çekip bugünkü olumlu havayı solumaya devam etmenin daha verimli olduğunu anladık. Geçmişteki çocukluk anılarını yokmuşçasına konuşmamaya özen gösteriyoruz.

    Ebeveynlerim çocuklarını dövmedikleri için kendilerinden gururla bahsederler. Ama psikolojik şiddeti göz ardı ederler. Çok uzun yıllar boyunca özellikle ablam ve kardeşim psikolojik istismara maruz kaldı. Çok karşı geldikleri için her defasında babamın ve annemin daha ağır hakaret ve bağırmalarına maruz kaldılar. Ben ise silik ve olayları izleyen ortanca çocuk olarak, onları neşelendirmeye, konuyu dağıtmaya, herkesin sinirlerini yatıştırmaya çalışmak için sebep bulmaya çalışırdırm. Diğer yandan gururum incinerek, niçin bizi sevmediklerini düşündüğüm çok olmuştur. Dünyaya gelerek huzurlarını bozduğumuzu, hatta en azından benim fazlalık olduğumu düşünüp hasta olup ölmeyi dilerdim. Şu an geçmişteki mesleklerini ne kadar severek çalıştıklarını söyleyen anne ve babam, o zamanlar bir büyüseler de yakamızdan düşseler, sizin yüzünüzden sabahlara kadar çalışıp didiniyoruz şu getirdiğiniz notlara bakın derlerdi. Öyle üzülürdüm ki onları bir an önce rahat ettirmek için çok çabuk büyüyüp para kazanmak ve onlardan harçlık almayı bir an önce kesmem gerektiğini düşünürdüm. Ebeveynlerimizin en hassas olduğu konular derslerdi. Annem arada bizimle farklı güncel sohbetler etse de babamın tek sorduğu soru derslerimiz ve sınavdan kaç aldığımız olurdu. Ablama ve kardeşime çok ağır hakaretlerini, hakaret ederken değişen ses tonu ve mimiklerini çok net bir fotoğraf gibi hatırlıyorum. Sizden hiçbir şey olmaz, sen insan olduğunu falan mı zannediyorsun, çocuklarınız size bin beterini yaşatsın gibi cümleler, bizim ebeveynlerimizden henüz onlu yaşlarda duyduğumuz en masum hakaretlerdi.
    Şu an hem bizler çok iyi mesleklere sahibiz hem de onların eski hallerinden eser yok. Pamuk şekeri gibi anne ve babamız ile mutlu ve huzurlu geçiriyoruz, tatillerde eğleniyoruz. Onların varlıkları için minnettarız çünkü gerçekten bizim için ne kadar üzüldüklerini, çalıştıklarını, hatta kendilerinden vazgeçtiklerine de tanık olduk. Artık hepimiz birer yetişkin olarak iyi vakit geçiriyoruz.
    Yine de düşünüyorum; ebeveynlerimizin davranış biçimleri biraz farklı olabilseydi belki bizler biraz özgüveni olan bireyler olabilirdik; belki sadece iş dünyasında değil özel yaşantımızda da sağlıklı ilişkiler yürütebilirdik. Her koşulda teknolojik gelişme ile bilgiye erişimin kolaylaştığı günümüzde, sizlerin bu faydalı paylaşımları sayesinde iletişim konusunda bilincin arttığını ve etrafımızda etkili iletişim kurabiliyorsak en azından kendi çevremizde bir dönüşüm sağlayabileceğimizi düşünüyorum.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top