İlham Veren Makaleler

Kendini Yetersiz Hisseden Anneler: Bu Sizin İçin.

Yanaklarından gözyaşları akarken bir dakikalık huzur için tuvalette saklanan anneye…

Daha fazla bir şey yapmaya gücü olmayan, dinlenmek için her şeyini verecek yorgun anneye…

Kimsenin yediklerini görmemesi için ağzına yemekleri tıkıştırarak arabasında tek başına oturan anneye…

Çocuklarına değmeyecek bir şey için bağırdıktan sonra kendini suçlu ve değersiz hissederek koltukta ağlayan anneye…

Aynaya bakıp kendini iyi hissetmek istediği için çaresizce eski kot pantolonuna sığmaya çalışan anneye…

Hayatla başa çıkamadığını hissettiği için evden çıkmak istemeyen anneye…

Akşam yemeği istediği gibi pişmediği için dışardan pizza söyleyen anneye…

Bir odada yalnızken de, kalabalıklar içindeyken de kendini yalnız hisseden anneye…

Yeterlisin.

Önemlisin. 

Değerlisin. 

Bu hepimiz için hayatın bir dönemi. Gerçekten çok ama çok zor, zorlayıcı, çılgın bir dönem.

Sonunda buna değecek. Ama şimdilik zor. Pek çoğumuz için farklı açılardan zor. Her zaman bundan pek bahsetmiyoruz, ama zor ve sadece senin için değil.

Sen elinden gelenin en iyisini yapıyorsun. 

O küçük gözler sana baktığında – senin mükemmel olduğunu düşünüyor. Senin yeterliden çok daha fazlası olduğunu düşünüyor.

O küçük eller sana uzandığında – senin en güçlü insan olduğunu düşünüyor. Ona göre sen dünyayı fethedebilirsin.

O küçük ağız senin verdiğin yemeği yediği zaman – senin en harika insan olduğunu düşünüyor; çünkü onun karnını doyuruyorsun.

O küçük kalp senin kalbine uzandığında – daha fazla bir şey istemiyor. Sadece seni istiyor.

Çünkü sen yeterlisin. Sen yeterliden fazlasın, anne.

Sen Harikasın. 

Bu makale karşıma çıktı. Tam da son günlerde suçluluk ve yetersizlik üzerine konuşuyorken çok kalbime dokundu. Hemen oturdum sizler için çevirdim. Makalenin orijinalini Ailede İletişim web sitesinde “ilham veren makaleler” başlığı altında okuyabilirsiniz. Bağlantıyı şimdilik profildeki linke ve hikayeye de koyacağım.

Siz hiç tuvalete ağlayarak saklandınız mı?

Ya da gizli gizli zararlı abur cuburları yerken suçlu hissettiniz mi?

Bu yazı bana “Harika Bir Annesin” başlıklı paylaşımımı düşündürdü. Çok paralel duyguları dünyanın her yerinde tüm annelerle paylaşıyor olduğumuzu bilmek güç veriyor insana. Ruh sağlığımızı korumak ve yola keyifle devam etmek için bu duygularla başa çıkabilmek gerekiyor. Yöntemlerini bir önceki paylaşımda konuşmuştuk.

Başa çıkması zor duygular paylaştıkça etkisini yitiriyor. Benimle gerek yorumlarınızla gerekse özel mesajlarınızla paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum. İçten sevgilerimle…

Aşağıdaki linke tıklayarak orijinal makaleyi okuyabilirsiniz.

KENDİNİ YETERSİZ HİSSEDEN ANNELER: BU SİZİN İÇİN

Çocuklarına değmeyecek bir şey için bağırdıktan sonra kendini suçlu ve değersiz hissederek koltukta ağlayan anneye…

Aynaya bakıp kendini iyi hissetmek istediği için çaresizce eski kot pantolonuna sığmaya çalışan anneye…

Hayatla başa çıkamadığını hissettiği için evden çıkmak istemeyen anneye…

Akşam yemeği istediği gibi pişmediği için dışardan pizza söyleyen anneye…

Bir odada yalnızken de, kalabalıklar içindeyken de kendini yalnız hisseden anneye…

Yeterlisin.

Önemlisin. 

Değerlisin. 

Bu hepimiz için hayatın bir dönemi. Gerçekten çok ama çok zor, zorlayıcı, çılgın bir dönem.

Sonunda buna değecek. Ama şimdilik zor. Pek çoğumuz için farklı açılardan zor. Her zaman bundan pek bahsetmiyoruz, ama zor ve sadece senin için değil.

Sen elinden gelenin en iyisini yapıyorsun. 

O küçük gözler sana baktığında – senin mükemmel olduğunu düşünüyor. Senin yeterliden çok daha fazlası olduğunu düşünüyor.

O küçük eller sana uzandığında – senin en güçlü insan olduğunu düşünüyor. Ona göre sen dünyayı fethedebilirsin.

O küçük ağız senin verdiğin yemeği yediği zaman – senin en harika insan olduğunu düşünüyor; çünkü onun karnını doyuruyorsun.

O küçük kalp senin kalbine uzandığında – daha fazla bir şey istemiyor. Sadece seni istiyor.

Çünkü sen yeterlisin. Sen yeterliden fazlasın, anne.

Sen Harikasın. 

Bu makale karşıma çıktı. Tam da son günlerde suçluluk ve yetersizlik üzerine konuşuyorken çok kalbime dokundu. Hemen oturdum sizler için çevirdim. Makalenin orijinalini Ailede İletişim web sitesinde “ilham veren makaleler” başlığı altında okuyabilirsiniz. Bağlantıyı şimdilik profildeki linke ve hikayeye de koyacağım.

Siz hiç tuvalete ağlayarak saklandınız mı?

Ya da gizli gizli zararlı abur cuburları yerken suçlu hissettiniz mi?

Bu yazı bana “Harika Bir Annesin” başlıklı paylaşımımı düşündürdü. Çok paralel duyguları dünyanın her yerinde tüm annelerle paylaşıyor olduğumuzu bilmek güç veriyor insana. Ruh sağlığımızı korumak ve yola keyifle devam etmek için bu duygularla başa çıkabilmek gerekiyor. Yöntemlerini bir önceki paylaşımda konuşmuştuk.

Başa çıkması zor duygular paylaştıkça etkisini yitiriyor. Benimle gerek yorumlarınızla gerekse özel mesajlarınızla paylaştığınız için çok teşekkür ediyorum. İçten sevgilerimle…

Aşağıdaki linke tıklayarak orijinal makaleyi okuyabilirsiniz.

KENDİNİ YETERSİZ HİSSEDEN ANNELER: BU SİZİN İÇİN

mahşerin 4 atlısı makale
Mahşerin Dört Atlısı ve Antidotları...

… Tüm ilişkilerde hatta en başarılı olanlarda bile çatışma olur. Bu kaçınılmazdır. Araştırmamız gösteriyor ki; ilişkinin başarılı ya da başarısızlığının göstergesi çatışmanın varlığı değil; nasıl yönetildiğidir. Biz çatışmayı “çözmek” değil “yönetmek” deriz; çünkü ilişkideki çatışma doğaldır ve ilişkinin gelişmesi, karşılıklı anlayışın artması yönünde işlevsel ve pozitif bir yönü vardır.

Eşinizle aranızdaki doğal kişilik farklılıkları nedeniyle zaten çözemeyeceğiniz bazı problemler vardır; ancak bunları sağlıklı bir şekilde yönetmeyi öğrenebilirseniz, ilişkiniz başarılı olacaktır.

İlk adım tartışmada ortaya çıkan “Mahşerin Dört Atlısı” olarak adlandırdığımız hataları fark edip bunları önleyebilmektir. Bunu yapmadığınızda ilişkinizin geleceğinde ciddi sorunlarla karşılaşma riskine sahipsiniz. Newton’un üçüncü yasası gibi mahşerin her atlısının bir antidotu vardır. Bu antidotları ne zaman ve nasıl kullanacağınızı öğrenebilirsiniz.

TENKİTin antidotu Nazikçe Söze Girme.

Şikayet belli bir davranışa odaklanır; fakat tenkit kişinin karakterine saldırır. Tenkitin antidotu suçlamadan nazikçe söze girerek şikayet etmektir.

“Sen” demekten kaçının; çünkü suçlama ima edebilir. Bunun yerine “ben” dili kullanarak duygularınızdan bahseden ve ihtiyacınızı pozitif bir şekilde ifade edin.

Basitleştirmek için nazikçe söze girmeyi şu şekilde formüle etmeyi düşünebilirsiniz: Ne hissediyorum? Neye ihtiyacım var?

Tenkit: Her zaman kendinden bahsediyorsun. Niçin bu kadar bencilsin?

Antidot: Bu geceki sohbetimizin dışında kaldığımı hissediyorum ve kendimi anlatma ihtiyacındayım. Lütfen benim günüm hakkında konuşabilir miyiz?

Antidot “hissediyorum” diye başlıyor ve ihtiyaca yönleniyor ve saygı çerçevesinde bu ihtiyacı karşılamayı talep ediyor. Tenkit veya suçlama içermiyor, bu da tartışmanın kavgaya dönmesini engelliyor.

KÜÇÜMSEMEnin Antidotu Takdir ve Saygı Ortamı Yaratmak

Küçümseme kendini üstün görme pozisyonundan gelen cümlelerde kendini gösterir. Küçümsemenin içeriğinde iğneleme, sinizm, olumsuz anlamda isim takma, göz devirme, alay ederek gülme, taklit etme, veya düşmanca şaka yapma olabilir. Küçümseme kırıcı ve ezicidir. Boşanmanın en büyük göstergesidir ve mutlaka kaçınılması gerekir.

Küçümsemenin antidotu ilişkinizde takdir ve saygı ortamı yaratmaktır ve bunu yapmanın yolları vardır. Mottolarımızdan biri: SIKLIKLA KÜÇÜK ŞEYLER: eşinize sıklıkla takdir, minnet, sevgi ve saygı ifade ederseniz; ilişkinizdeki negatif duygulara tampon görevi görecek pozitif bir perspektif yaratırsınız. Daha pozitif hissettikçe küçümsemeyi daha az hissedersiniz ve daha az ifade edersiniz!

Keşfettiğimiz bir başka yol ilişkinizde pozitif etkileşimlerin negatiflere göre 5:1 oranında daha fazla olması. Buna “sihirli oran” diyoruz. Her negatif etkileşim için beş ya da daha fazla pozitif etkileşiminiz olursa, duygusal banka hesabınıza yatırım yapmış oluyorsunuz. Bu da ilişkiyi güvende tutuyor.

Küçümseme: Yine mi bulaşık makinesini boşaltmayı unuttun?! Of! (Gözlerini devirerek) İnanılmaz derecede tembelsin!

Antidot: Son zamanlarda meşgul olduğunu anlıyorum; fakat özellikle benim işten geç geldiğim günlerde bulaşık makinesini boşaltmayı hatırlar mısın? Bu beni çok memnun eder.

Bu antidot hemen işe yarıyor; çünkü anlayışı gecikmeden ifade ediyor. Bu eş makineyi boşaltmamanın tembellikten ya da kötü niyetten olmadığını bildiğini gösteriyor. Böylece eşine küçümseyici veya üstten bakan bir cümle kurmuyor. Onun yerine, bu antidot saygı çerçevesinde bir talebi ortaya koyuyor ve takdir edileceğini ifade ederek bitiyor.

SAVUNMAYA GEÇMEnin Antidotu Sorumluluk Almak

Savunmaya geçmeyi haksızlık karşısında kızgınlık veya algılanan saldırıyı geri çevirmek için masum kurbanlık konumuna gelmek olarak tanımlayabiliriz. Çoğu kişi eleştirildiğinde savunmaya geçer, fakat sorun şu ki; savunmaya geçmek var olan sorunu çözmeye asla yardımcı olmaz.

Savunmaya geçmek aslında eşinizi suçlamanın bir yoludur. Problem bende değil, sende diyorsunuzdur. Bunun sonucunda problem çözülmez aksine büyür. Antidotu çatışmanın size düşen bölümü için sorumluluk almaktır.

Savunmaya geçme: Geç kalacak olmamız benim suçum değil. Her zaman son dakikada giyindiğin için senin suçun.

Antidot: Geç kalmayı sevmiyorum; ama haklısın. Her zaman o kadar erken çıkmak zorunda değiliz. Biraz daha esnek olabilirim.

Geç kalmayı sevmediğini belirterek çatışmanın kendisiyle ilgili olan kısmına dair sorumluluk alarak (erken çıkmak istemek) bu eş çatışmanın büyümesine engel oluyor. Bu noktadan çift karşılıklı anlayışa ve uzlaşıya varabilir.

DUVAR ÖRMEnin Antidotu Fizyolojik Kendini Yatıştırma

Duvar örme bir kişinin tartışmadan tamamen çekilmesi ve artık eşine yanıt vermemesidir. Bu genelde duyguların aşırı yoğunluğunda ezilmiş hissedildiğinde olur. Tepki genelde kendini kapatmak, konuşmamak ve bağlantıyı kesmektir.

Eşler duvar ördüğünde büyük duygusal baskı altındadırlar. Bu durum kalp atışlarını hızlandırır, kan dolaşımında stres hormonları salgılanır ve hatta savaş veya kaç tepkisine yol açabilir.

Bir boylamsal araştırma çalışmamızda çiftleri tartışmanın 15.dakikasında böldük ve malzemeleri düzeltmemiz gerektiğini söyledik. Bu konu hakkında konuşmamalarını ve yarım saat boyunca dergi okumalarını istedik. Tekrar konuşmaya başladıklarında kalp atışları anlamlı şekilde yavaşlamıştı ve etkileşimleri çok daha pozitif ve verimliydi.

O yarım saatte neler oldu? Her eş okuyarak ve tartışmadan kaçınarak fark etmeden fizyolojik olarak kendini iyileştirdi. Sakinleştiler ve bir kere sakinleşince tartışmaya daha saygılı ve mantıklı şekilde dönebildiler.

Böylece duvar örmenin antidotu fizyolojik iyileşmeyi deneyimlemek ve bunun ilk adımı tartışmayı bırakıp mola vermek.

… Bunu defalarca konuştuk; artık sana söylemekten bıktım… —— yerine;

Antidot: Canım seni böldüğüm için üzgünüm; ama şu anda kendimi boğulmuş hissediyorum ve bir mola vermeye ihtiyacım var. Bana 20 dakika verir misin? Daha sonra konuşabiliriz.

Eğer mola vermezseniz, kendinizi ya duvar örerken bulacaksınız ya da duygularınızı biriktirirken veya eşinize patlayacaksınız. Her şekilde bu tartışma iyi bitmeyecek.

Mola verdiğinizde süre en az 20 dakika olmalı; çünkü vücudunuzun fizyolojik olarak iyileşme süresi bu. Bu süre içinde kendinizi öfkelenmekten (Buna daha fazla katlanmak zorunda değilim) ya da kurban konumuna getirmekten (Niçin sürekli benimle uğraşıyor?) uzak tutmanız çok önemli. Zamanınızı sizi dinlendiren ve dikkat dağıtıcı başka bir şeyle geçirin; müzik dinlemek, okumak veya spor yapmak gibi. Ne yaptığınız önemli değil, yeter ki sizi sakinleştirsin.

Artık bu becerilere sahip olduğunuza göre kullanın!

Mahşerin Dört Atlısı ve onların antidotlarını artık bildiğinize göre çatışmaları sağlıklı yönetebilecek gerekli aletlere sahipsiniz. İçinizde tenkit ya da küçümsemenin yükseldiğini hissettiğiniz anda antidotları hatırlayın. Tetikte olun. Dört atlıyı ne kadar kontrol altında tutarsanız o kadar istikrarlı ve mutlu bir ilişkiniz olur.

Aşağıdaki linke tıklayarak orijinal makaleyi okuyabilirsiniz.

The Four horsemen: The Antidots

Eşinizle aranızdaki doğal kişilik farklılıkları nedeniyle zaten çözemeyeceğiniz bazı problemler vardır; ancak bunları sağlıklı bir şekilde yönetmeyi öğrenebilirseniz, ilişkiniz başarılı olacaktır. İlk adım tartışmada ortaya çıkan “Mahşerin Dört Atlısı” olarak adlandırdığımız hataları fark edip bunları önleyebilmektir. Bunu yapmadığınızda ilişkinizin geleceğinde ciddi sorunlarla karşılaşma riskine sahipsiniz. Newton’un üçüncü yasası gibi mahşerin her atlısının bir antidotu vardır. Bu antidotları ne zaman ve nasıl kullanacağınızı öğrenebilirsiniz. TENKİTin antidotu Nazikçe Söze Girme. Şikayet belli bir davranışa odaklanır; fakat tenkit kişinin karakterine saldırır. Tenkitin antidotu suçlamadan nazikçe söze girerek şikayet etmektir. “Sen” demekten kaçının; çünkü suçlama ima edebilir. Bunun yerine “ben” dili kullanarak duygularınızdan bahseden ve ihtiyacınızı pozitif bir şekilde ifade edin. Basitleştirmek için nazikçe söze girmeyi şu şekilde formüle etmeyi düşünebilirsiniz: Ne hissediyorum? Neye ihtiyacım var? Tenkit: Her zaman kendinden bahsediyorsun. Niçin bu kadar bencilsin? Antidot: Bu geceki sohbetimizin dışında kaldığımı hissediyorum ve kendimi anlatma ihtiyacındayım. Lütfen benim günüm hakkında konuşabilir miyiz? Antidot “hissediyorum” diye başlıyor ve ihtiyaca yönleniyor ve saygı çerçevesinde bu ihtiyacı karşılamayı talep ediyor. Tenkit veya suçlama içermiyor, bu da tartışmanın kavgaya dönmesini engelliyor. KÜÇÜMSEMEnin Antidotu Takdir ve Saygı Ortamı Yaratmak Küçümseme kendini üstün görme pozisyonundan gelen cümlelerde kendini gösterir. Küçümsemenin içeriğinde iğneleme, sinizm, olumsuz anlamda isim takma, göz devirme, alay ederek gülme, taklit etme, veya düşmanca şaka yapma olabilir. Küçümseme kırıcı ve ezicidir. Boşanmanın en büyük göstergesidir ve mutlaka kaçınılması gerekir. Küçümsemenin antidotu ilişkinizde takdir ve saygı ortamı yaratmaktır ve bunu yapmanın yolları vardır. Mottolarımızdan biri: SIKLIKLA KÜÇÜK ŞEYLER: eşinize sıklıkla takdir, minnet, sevgi ve saygı ifade ederseniz; ilişkinizdeki negatif duygulara tampon görevi görecek pozitif bir perspektif yaratırsınız. Daha pozitif hissettikçe küçümsemeyi daha az hissedersiniz ve daha az ifade edersiniz! Keşfettiğimiz bir başka yol ilişkinizde pozitif etkileşimlerin negatiflere göre 5:1 oranında daha fazla olması. Buna “sihirli oran” diyoruz. Her negatif etkileşim için beş ya da daha fazla pozitif etkileşiminiz olursa, duygusal banka hesabınıza yatırım yapmış oluyorsunuz. Bu da ilişkiyi güvende tutuyor. Küçümseme: Yine mi bulaşık makinesini boşaltmayı unuttun?! Of! (Gözlerini devirerek) İnanılmaz derecede tembelsin! Antidot: Son zamanlarda meşgul olduğunu anlıyorum; fakat özellikle benim işten geç geldiğim günlerde bulaşık makinesini boşaltmayı hatırlar mısın? Bu beni çok memnun eder. Bu antidot hemen işe yarıyor; çünkü anlayışı gecikmeden ifade ediyor. Bu eş makineyi boşaltmamanın tembellikten ya da kötü niyetten olmadığını bildiğini gösteriyor. Böylece eşine küçümseyici veya üstten bakan bir cümle kurmuyor. Onun yerine, bu antidot saygı çerçevesinde bir talebi ortaya koyuyor ve takdir edileceğini ifade ederek bitiyor.
SAVUNMAYA GEÇMEnin Antidotu Sorumluluk Almak Savunmaya geçmeyi haksızlık karşısında kızgınlık veya algılanan saldırıyı geri çevirmek için masum kurbanlık konumuna gelmek olarak tanımlayabiliriz. Çoğu kişi eleştirildiğinde savunmaya geçer, fakat sorun şu ki; savunmaya geçmek var olan sorunu çözmeye asla yardımcı olmaz. Savunmaya geçmek aslında eşinizi suçlamanın bir yoludur. Problem bende değil, sende diyorsunuzdur. Bunun sonucunda problem çözülmez aksine büyür. Antidotu çatışmanın size düşen bölümü için sorumluluk almaktır. Savunmaya geçme: Geç kalacak olmamız benim suçum değil. Her zaman son dakikada giyindiğin için senin suçun. Antidot: Geç kalmayı sevmiyorum; ama haklısın. Her zaman o kadar erken çıkmak zorunda değiliz. Biraz daha esnek olabilirim. Geç kalmayı sevmediğini belirterek çatışmanın kendisiyle ilgili olan kısmına dair sorumluluk alarak (erken çıkmak istemek) bu eş çatışmanın büyümesine engel oluyor. Bu noktadan çift karşılıklı anlayışa ve uzlaşıya varabilir.
DUVAR ÖRMEnin Antidotu Fizyolojik Kendini Yatıştırma Duvar örme bir kişinin tartışmadan tamamen çekilmesi ve artık eşine yanıt vermemesidir. Bu genelde duyguların aşırı yoğunluğunda ezilmiş hissedildiğinde olur. Tepki genelde kendini kapatmak, konuşmamak ve bağlantıyı kesmektir. Eşler duvar ördüğünde büyük duygusal baskı altındadırlar. Bu durum kalp atışlarını hızlandırır, kan dolaşımında stres hormonları salgılanır ve hatta savaş veya kaç tepkisine yol açabilir. Bir boylamsal araştırma çalışmamızda çiftleri tartışmanın 15.dakikasında böldük ve malzemeleri düzeltmemiz gerektiğini söyledik. Bu konu hakkında konuşmamalarını ve yarım saat boyunca dergi okumalarını istedik. Tekrar konuşmaya başladıklarında kalp atışları anlamlı şekilde yavaşlamıştı ve etkileşimleri çok daha pozitif ve verimliydi. O yarım saatte neler oldu? Her eş okuyarak ve tartışmadan kaçınarak fark etmeden fizyolojik olarak kendini iyileştirdi. Sakinleştiler ve bir kere sakinleşince tartışmaya daha saygılı ve mantıklı şekilde dönebildiler. Böylece duvar örmenin antidotu fizyolojik iyileşmeyi deneyimlemek ve bunun ilk adımı tartışmayı bırakıp mola vermek. … Bunu defalarca konuştuk; artık sana söylemekten bıktım… —— yerine; Antidot: Canım seni böldüğüm için üzgünüm; ama şu anda kendimi boğulmuş hissediyorum ve bir mola vermeye ihtiyacım var. Bana 20 dakika verir misin? Daha sonra konuşabiliriz. Eğer mola vermezseniz, kendinizi ya duvar örerken bulacaksınız ya da duygularınızı biriktirirken veya eşinize patlayacaksınız. Her şekilde bu tartışma iyi bitmeyecek. Mola verdiğinizde süre en az 20 dakika olmalı; çünkü vücudunuzun fizyolojik olarak iyileşme süresi bu. Bu süre içinde kendinizi öfkelenmekten (Buna daha fazla katlanmak zorunda değilim) ya da kurban konumuna getirmekten (Niçin sürekli benimle uğraşıyor?) uzak tutmanız çok önemli. Zamanınızı sizi dinlendiren ve dikkat dağıtıcı başka bir şeyle geçirin; müzik dinlemek, okumak veya spor yapmak gibi. Ne yaptığınız önemli değil, yeter ki sizi sakinleştirsin. Artık bu becerilere sahip olduğunuza göre kullanın! Mahşerin Dört Atlısı ve onların antidotlarını artık bildiğinize göre çatışmaları sağlıklı yönetebilecek gerekli aletlere sahipsiniz. İçinizde tenkit ya da küçümsemenin yükseldiğini hissettiğiniz anda antidotları hatırlayın. Tetikte olun. Dört atlıyı ne kadar kontrol altında tutarsanız o kadar istikrarlı ve mutlu bir ilişkiniz olur.
Aşağıdaki linke tıklayarak orijinal makaleyi okuyabilirsiniz. The Four horsemen: The Antidots
Çocuğunuzun Doğrularını Yakalayın

… “Sadece takdir edilecek şeyleri görmek için baksaydınız; neşeli ve olağanüstü bir hayatınız olurdu” demiş Esther Hicks.

Çocuğunuza tüm gün söyleyecek negatif şeyler bulabilirsiniz; muhtemelen hepsini de hak etmiştir; fakat hiçbiri çoçuğunuzun sizinle iş birliği içinde hareket etmesini sağlamaya yaramaz.

“Daha hazır değil misin?”, “Omuzlarının üzerinde olmasa sen kafanı da kaybederdin”, “Sana kaç kere söyledim…”, “Eşyalarını topla”, “Yapma!”, “Beni yıpratıyorsun”, “Kardeşini rahat bırak”, “Beni dinliyor musun?”, “DERHAL diyorum”, “Hayır’ın nesini anlamıyorsun?”

Çocuklar bizi deli edebilir; fakat bu tepkiler onların büyümesini ve öğrenmesini sağlamaz. Bunlar sizin kendi korkularınızdan kaynaklandığı için onlara kendilerini daha az güvende ve daha az sevilebilir hissettirir.

Bu size garip gelebilir. Çünkü çocuğunuzu eleştirdiğinizde hissettiğinizin korku değil de kızgınlık ve hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ama bu duyguların asıl geldiği yer korku; çoçuğunuzun doğru büyümediği korkusu, istediğiniz gibi biri olmayacağı korkusu; çünkü derinde ya kendinizin ya da çocuğunuzun yeterince iyi olmadığını hissediyorsunuzdur. Fakat bu iç ses şu anda yapmanız gerekenle ilgili ya da geleceğe yansıttığı endişeyle ilgili her zaman haklı değil.

Bir dahaki sefere eleştirmek için ağzınızı açtığınızda; durun, derin bir nefes alın, ve kendinize hatırlatın: “çocuk gibi davranıyor; çünkü henüz bir çocuk”. Sonra çocuğunuza istediğiniz şeyi söylemenin anlayışlı ve destekleyici başka bir yolunu bulun.

Çocuğunuz ne yaparsa yapsın; sizin ne tepki vereceğinizle ilgili bir seçeneğiniz var. Tabii ki mükemmel değilsiniz. Hiçbir ebeveyn değil; ve hiçbir ebeveyn her an empatik olamaz. Ama biraz dikkat ettiğimizde sadece kendi duygularımızı yöneterek evdeki pek çok gerilim ve üzüntüyü azaltabileceğimizi görebiliriz.

Çocuklarda negatifi vurgulamak davranış değişikliği sağlamaz. Çocuklar da diğer tüm insanlar gibi sevildiklerinde, kabul gördüklerinde, takdir edildiklerinde, ve saygı duyulduklarında büyür ve değişirler. Bu onların savunmada olma ihtiyacını bırakıp işbirliği yapmak istemelerini sağlar.

Çoçuğunuzun en iyi halini sergilemesini istiyorsanız; tüm gün doğru yaptığı şeyleri yakalayarak vurgulayın.

  • Mükemmel olmasa da her türlü gelişimi fark edin: “Bir kere uyarmamla eşyalarını topladığın için teşekkür ederim, kalkıp toplamanı gerçekten takdir ediyorum”.
  • İnsan olarak değerlendirmek yerine (“Sen çok iyi bir çocuksun”) yaptığı davranışı, gösterdiği çabayı takdir edin. (Arkadaşından gidip özür dilemen çok iyi bir hareketti, cesaretini takdir ettim”)
  • Onu sürekli daha iyi birine dönüştürmeye çalışmaktansa olduğu gibi kabul ve takdir edin. (“Seni sahnede izlemeye bayıldım.”) Daha iyi olabileceğini düşünüyorsanız bile (“Sesini daha iyi kullansaydın; tüm seyirciler seni duyabilirdi”) bunu ona söylemek sizin değil; öğretmeninin ya da oyunun yönetmeninin işi. Sizin işiniz onu daha fazla parlaması için cesaretlendirmek.
  • Negatifleri pozitif görmenin bir yolunu bulun. Aslında olumsuz gibi değerlendirdiğimiz şeylerin bir de olumlu yönü olabilir. (“Bu kadar çok enerjin olmasına bayılıyorum”).

Şöyle cümleler kursanız:

Sabahları bu kadar neşeli olmanı çok seviyorum.

Dün gece kardeşine ne kadar iyi davrandığını fark ettim.

Ben uyarmadan dişlerini fırçalaman harika!

Ödevin üzerinde ne kadar yoğun çalıştığını fark ettim.

Hayal kırıklığı yarattığını biliyorum; ama çabalamaya devam ettiğini görüyorum.

Arabadaki sohbetlerimize bayılıyorum.

Sinirlerine hakim olabilmeni takdir ediyorum, bu gerçekten olgunca bir davranış.

Senin annen olduğum için çok şanslıyım!

Bunları duymak çocuğu iyi davranışlarını sürdürmek için onu desteklemez mi?

Neyi vurgularsak onu desteklemiş ve büyütmüş oluruz. Çocuğumuzu takdir ettiğimiz, hakkında bir şeyi sevdiğimiz ve bunu ifade ettiğimiz her defa ona açıkça “lütfen bu davranışı daha fazla yap” mesajını vermiş oluyoruz. O da buna uygun bir şekilde büyür.

Dr. Laura Markham’ın Aha Parenting sitesinde yayınladığı yazısının çevirisidir. Aşağıdaki linke tıklayarak orijinal makaleyi okuyabilirsiniz.

https://www.ahaparenting.com/blog/catch-your-child-doing-something-right

“Daha hazır değil misin?”, “Omuzlarının üzerinde olmasa sen kafanı da kaybederdin”, “Sana kaç kere söyledim…”, “Eşyalarını topla”, “Yapma!”, “Beni yıpratıyorsun”, “Kardeşini rahat bırak”, “Beni dinliyor musun?”, “DERHAL diyorum”, “Hayır’ın nesini anlamıyorsun?”

Çocuklar bizi deli edebilir; fakat bu tepkiler onların büyümesini ve öğrenmesini sağlamaz. Bunlar sizin kendi korkularınızdan kaynaklandığı için onlara kendilerini daha az güvende ve daha az sevilebilir hissettirir.

Bu size garip gelebilir. Çünkü çocuğunuzu eleştirdiğinizde hissettiğinizin korku değil de kızgınlık ve hayal kırıklığı olduğunu söyleyebilirsiniz. Ama bu duyguların asıl geldiği yer korku; çoçuğunuzun doğru büyümediği korkusu, istediğiniz gibi biri olmayacağı korkusu; çünkü derinde ya kendinizin ya da çocuğunuzun yeterince iyi olmadığını hissediyorsunuzdur. Fakat bu iç ses şu anda yapmanız gerekenle ilgili ya da geleceğe yansıttığı endişeyle ilgili her zaman haklı değil.

Bir dahaki sefere eleştirmek için ağzınızı açtığınızda; durun, derin bir nefes alın, ve kendinize hatırlatın: “çocuk gibi davranıyor; çünkü henüz bir çocuk”. Sonra çocuğunuza istediğiniz şeyi söylemenin anlayışlı ve destekleyici başka bir yolunu bulun.

Çocuğunuz ne yaparsa yapsın; sizin ne tepki vereceğinizle ilgili bir seçeneğiniz var. Tabii ki mükemmel değilsiniz. Hiçbir ebeveyn değil; ve hiçbir ebeveyn her an empatik olamaz. Ama biraz dikkat ettiğimizde sadece kendi duygularımızı yöneterek evdeki pek çok gerilim ve üzüntüyü azaltabileceğimizi görebiliriz.

Çocuklarda negatifi vurgulamak davranış değişikliği sağlamaz. Çocuklar da diğer tüm insanlar gibi sevildiklerinde, kabul gördüklerinde, takdir edildiklerinde, ve saygı duyulduklarında büyür ve değişirler. Bu onların savunmada olma ihtiyacını bırakıp işbirliği yapmak istemelerini sağlar.

Çoçuğunuzun en iyi halini sergilemesini istiyorsanız; tüm gün doğru yaptığı şeyleri yakalayarak vurgulayın.

  • Mükemmel olmasa da her türlü gelişimi fark edin: “Bir kere uyarmamla eşyalarını topladığın için teşekkür ederim, kalkıp toplamanı gerçekten takdir ediyorum”.
  • İnsan olarak değerlendirmek yerine (“Sen çok iyi bir çocuksun”) yaptığı davranışı, gösterdiği çabayı takdir edin. (Arkadaşından gidip özür dilemen çok iyi bir hareketti, cesaretini takdir ettim”)
  • Onu sürekli daha iyi birine dönüştürmeye çalışmaktansa olduğu gibi kabul ve takdir edin. (“Seni sahnede izlemeye bayıldım.”) Daha iyi olabileceğini düşünüyorsanız bile (“Sesini daha iyi kullansaydın; tüm seyirciler seni duyabilirdi”) bunu ona söylemek sizin değil; öğretmeninin ya da oyunun yönetmeninin işi. Sizin işiniz onu daha fazla parlaması için cesaretlendirmek.
  • Negatifleri pozitif görmenin bir yolunu bulun. Aslında olumsuz gibi değerlendirdiğimiz şeylerin bir de olumlu yönü olabilir. (“Bu kadar çok enerjin olmasına bayılıyorum”).

Şöyle cümleler kursanız:

Sabahları bu kadar neşeli olmanı çok seviyorum.

Dün gece kardeşine ne kadar iyi davrandığını fark ettim.

Ben uyarmadan dişlerini fırçalaman harika!

Ödevin üzerinde ne kadar yoğun çalıştığını fark ettim.

Hayal kırıklığı yarattığını biliyorum; ama çabalamaya devam ettiğini görüyorum.

Arabadaki sohbetlerimize bayılıyorum.

Sinirlerine hakim olabilmeni takdir ediyorum, bu gerçekten olgunca bir davranış.

Senin annen olduğum için çok şanslıyım!

Bunları duymak çocuğu iyi davranışlarını sürdürmek için onu desteklemez mi?

Neyi vurgularsak onu desteklemiş ve büyütmüş oluruz. Çocuğumuzu takdir ettiğimiz, hakkında bir şeyi sevdiğimiz ve bunu ifade ettiğimiz her defa ona açıkça “lütfen bu davranışı daha fazla yap” mesajını vermiş oluyoruz. O da buna uygun bir şekilde büyür.

Dr. Laura Markham’ın Aha Parenting sitesinde yayınladığı yazısının çevirisidir. Aşağıdaki linke tıklayarak orijinal makaleyi okuyabilirsiniz.

https://www.ahaparenting.com/blog/catch-your-child-doing-something-right

Hayatta zor zamanlardan bizi sapasağlam çıkaran şeyin adı dirençtir

Çocuğun hayatta bir denge tahtasında yürür gibi dikkatle çabaladığını düşünün. Biz de anne-baba olarak her an onun düşmesi  ihtimaline karşı hazırlıklı olarak kollarımız uzanmış şekilde yanında yürürüz. Düşeceği yer güvenli bir yumuşak zeminse kollarımızı uzatmamıza bile gerek olmaz; fakat çocuğun bizim yanında olduğumuzu bilmesi yeterlidir.

Hiçbir zaman “ya düşerse” diye düşünüp biz de denge tahtasına çıkıp onu baştan sona kadar taşımayız. O şekilde yaparsak hiçbir şey öğrenemez.

Dengesini kaybedecek gibi olup korktuğunda ona elimizi uzatırız ve “biraz bana yaslanabilirsin; dengeni tekrar sağlayınca yürümeye devam edebilirsin” deriz. Çocuk yürümeye devam edince onu yanında olarak gururla izleriz ve “yine ihtiyacın olduğunda ben yine burada olacağım” güvenini ona veririz.

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

Hiçbir zaman “ya düşerse” diye düşünüp biz de denge tahtasına çıkıp onu baştan sona kadar taşımayız. O şekilde yaparsak hiçbir şey öğrenemez.

Dengesini kaybedecek gibi olup korktuğunda ona elimizi uzatırız ve “biraz bana yaslanabilirsin; dengeni tekrar sağlayınca yürümeye devam edebilirsin” deriz. Çocuk yürümeye devam edince onu yanında olarak gururla izleriz ve “yine ihtiyacın olduğunda ben yine burada olacağım” güvenini ona veririz.

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

“Mutlu Çocuklar Yetiştirmenin Gerçek Anahtarı: Mutsuzluk” – Dr. Robin Berman

İşte size işin sırrı: Eğer mutlu çocuklarınız olsun istiyorsanız, onlara mutsuz olmaya tahammül edebilmeyi öğretmelisiniz…

…Peki ne yapabilirsiniz? İşte bir çocuğa yoğun duygularını yönetmeyi öğretmenin birkaç yolu:

1. Çocuklarınızın negatif duygularını, onları hemen onarmaya çalışmadan ya da kişisel almadan tolere edin.
2. Eğer çocuklarınıza “kırılgan” muamelesi yaparsanız, gerçekten hayat boyu kırılgan kalabilirler.
3. Bir ders vermeden önce o dersin kendisi olmalısınız.
4. Çocuklarınızın duygularıyla empati kurun, onları reddetmeyin.
5. Kendinize, bunun sizin için ne anlam ifade ettiğini sorun.
6. Duyguları yemekle, hediyelerle ya da elektronik aletlerle takas etmeyin.

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

1. Çocuklarınızın negatif duygularını, onları hemen onarmaya çalışmadan ya da kişisel almadan tolere edin.
2. Eğer çocuklarınıza “kırılgan” muamelesi yaparsanız, gerçekten hayat boyu kırılgan kalabilirler.
3. Bir ders vermeden önce o dersin kendisi olmalısınız.
4. Çocuklarınızın duygularıyla empati kurun, onları reddetmeyin.
5. Kendinize, bunun sizin için ne anlam ifade ettiğini sorun.
6. Duyguları yemekle, hediyelerle ya da elektronik aletlerle takas etmeyin.

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

“Çocuklarımızın Üzerine Titreyerek Ergenlikteki Zihinsel Hastalıkları Arttırıyoruz.” – Jonathan Haidt

Sürekli dirençli çocuklar yetiştirmekten bahsediyoruz; fakat bir yandan ne yapıyorsak işe yaramıyor.

Ergenler arasındaki anksiyete bozuklukları ve depresyon oranları hızla artıyor. Neyi yanlış yapıyoruz?

Nassim Taleb “antikırılganlık” sözünü üretti ve kitabına bu ismi verdi. Kitabında şoklar, zorluklar, ve bozukluklardan fayda sağlayan küçük fakat önemli bir sistemler sınıfını tanıttı.

Bağışıklık sistemi buna iyi bir örnek. Tam kapasitesine ulaşmak için çocuklukta bazı tür mikroplar ve potansiyel alerjenlere maruz kalması gerekiyor…

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

 

Nassim Taleb “antikırılganlık” sözünü üretti ve kitabına bu ismi verdi. Kitabında şoklar, zorluklar, ve bozukluklardan fayda sağlayan küçük fakat önemli bir sistemler sınıfını tanıttı.

Bağışıklık sistemi buna iyi bir örnek. Tam kapasitesine ulaşmak için çocuklukta bazı tür mikroplar ve potansiyel alerjenlere maruz kalması gerekiyor…

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

 
“Mutlu Çocuklar Nasıl Yetiştirilir: Bilimle Desteklenen 10 Adım” – Eric Barker

Zeki çocuklar yetiştirmek ve başarılı çocuklar yetiştirmek üzerine pek çok bilgi var, fakat mutlu çocuklar nasıl yetiştirilir?

1) Kendinizi mutlu edin – Sizi daha mutlu yapacak ilk adımınız ne olur?
2) Onlara ilişki kurmayı öğretin – Empatiyi öğrenecekleri küçük iyilikler yapmayı desteklemekle başlayabilirsiniz.
3) Mükemmellik değil; çaba bekleyin – Çabayı övdüğünüz ve desteklediğinizde çocuklar bu çabanın içinde olmayı daha çok önemsiyorlar.
4) İyimserliği öğretin – İyimserlik neredeyse mutluluğa eşit.
5) Duygusal Zekayı öğretin – Çocukla bağlantı kurup; duygularını tanımlamayı öğretin ve bu duyguları hissetmenin normal olduğunu anlatın.
6) Mutlu alışkanlıklar oluşturun – önceki adımları alışkanlıklar oluşturarak destekleyin.
7) Öz disiplini öğretin – Çocuklarda öz disiplin ileride başarılı olmaları için zekadan daha önemli bir kriter.
8) Oyun zamanını çoğaltın – Oyun zamanı boşa harcanan zaman değil; çocukların büyümesi ve öğrenmesi için esastır.
9) Çevrelerini mutluluk için donatın – Bütün bu çabalarınızın maksimum sonuç vermesi için çevrelerini de destekleyin. Örneğin daha az televizyon zamanı ayırın.
10) Akşam yemeğini birlikte yiyin – Bu çok basit gelenek daha mutlu ve daha iyi çocuklar olmalarını sağlayacak.

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

1) Kendinizi mutlu edin – Sizi daha mutlu yapacak ilk adımınız ne olur?
2) Onlara ilişki kurmayı öğretin – Empatiyi öğrenecekleri küçük iyilikler yapmayı desteklemekle başlayabilirsiniz.
3) Mükemmellik değil; çaba bekleyin – Çabayı övdüğünüz ve desteklediğinizde çocuklar bu çabanın içinde olmayı daha çok önemsiyorlar.
4) İyimserliği öğretin – İyimserlik neredeyse mutluluğa eşit.
5) Duygusal Zekayı öğretin – Çocukla bağlantı kurup; duygularını tanımlamayı öğretin ve bu duyguları hissetmenin normal olduğunu anlatın.
6) Mutlu alışkanlıklar oluşturun – önceki adımları alışkanlıklar oluşturarak destekleyin.
7) Öz disiplini öğretin – Çocuklarda öz disiplin ileride başarılı olmaları için zekadan daha önemli bir kriter.
8) Oyun zamanını çoğaltın – Oyun zamanı boşa harcanan zaman değil; çocukların büyümesi ve öğrenmesi için esastır.
9) Çevrelerini mutluluk için donatın – Bütün bu çabalarınızın maksimum sonuç vermesi için çevrelerini de destekleyin. Örneğin daha az televizyon zamanı ayırın.
10) Akşam yemeğini birlikte yiyin – Bu çok basit gelenek daha mutlu ve daha iyi çocuklar olmalarını sağlayacak.

Makalenin tamamını görmek için buraya tıklayın.

Bu yazıyı paylaş