ilham veren filmler
YAŞAMIN BAŞLANGICI (BELGESEL DİZİ)

1. Bölüm: ÇOCUĞUNUZUN İLK YILLARI

En büyük farkı yaratacak şey çocuğunuzla aranızda kuracağınız bağdır. Bu bağ okulda ve hayatta başarının tohumlarını atar. Yani ebeveynlik ne kadar yorucu olursa olsun ki; çok yorucu ve çok zor bir iş; fakat elinizdeki güce bakın: Çocuğunuzun hayatının gidişatını belirleme gücü.

2. Bölüm: ANNE BABA OLMAK

Bir bebeği dünyaya getirmenin anlamı ailenin yaklaşımına bağlı.

Çocuktan hayatınızdaki bir boşluğu doldurmasını mı bekliyorsunuz?

Planladığınız bir şeyi başaramadınız ve şimdi çocuğunuz aracılığıyla mı başarıyorsunuz?

Yoksa çocuğun kendi potansiyelini gerçekleştirmesi, kendi hayatının senaryosunu yazması için en iyi olanakları yaratmak için mi oradasınız?

3. Bölüm: İLK YILLARDA ÖĞRENME

İnsanlar genelde çocukların etraflarındaki objelerle ilgilenmelerinin insanlarla etkileşimde olmalarından daha iyi olacağını düşünüyor. Ancak çocukların konuşabilecekleri ve bağ kurabilecekleri gerçek insanların olması çocuklar için en iyi ve en çok şeyi öğrenebilecekleri oyuncaktır.

4. Bölüm: İHMAL EDİLEN ÇOCUKLUK

Çocukların gelişimi ya da ülkelerin geleceği hakkında ciddi olan herkes ve her devlet ebeveynliğe yatırım yapmalıdır. Erken çocukluğa yatırım, tüm topluma yatırım anlamına gelir. Bir hikayenin başlangıcına dikkat ederseniz tüm hikayeyi daha iyi yönde değiştirebilirsiniz.

5. Bölüm: ÇOCUK YETİŞTİRMEK İÇİN BİR KÖY GEREKİR

İlk yılların bu kadar önemli olduğunu biliyorsak (gelecekteki başarısı, zekası, sağlığı) bunun sadece annenin işi olduğu nasıl düşünülebilir? Bu tüm toplumun, hükümetlerin, endüstrilerin görevi. Bu bir sistem meselesi. Beslenme sistemi, sağlık sistemi, eğitim sistemi hepsi bir bütün. Hepsinde temel değişiklikler gerekiyor.

6.Bölüm: ÇOCUĞUN BİREY OLARAK VARLIK GÖSTERMESİ

İnsan gelişimini araştıran her bilim erken yaşların olacağımız yetişkinin belirleyicisi olarak esas olduğu konusunda hemfikirdir. Çocuğa bakım veren kişinin çocukla kalp kalbe duygusal bir ilişkisi vardır. Ve bu ilişki kişiliği yapılandırır. Sadece ilişkiler yoluyla kendini bulabilirsin. Biz, ilişkilerimizle var oluruz.

2. Bölüm: ANNE BABA OLMAK

Bir bebeği dünyaya getirmenin anlamı ailenin yaklaşımına bağlı.

Çocuktan hayatınızdaki bir boşluğu doldurmasını mı bekliyorsunuz?

Planladığınız bir şeyi başaramadınız ve şimdi çocuğunuz aracılığıyla mı başarıyorsunuz?

Yoksa çocuğun kendi potansiyelini gerçekleştirmesi, kendi hayatının senaryosunu yazması için en iyi olanakları yaratmak için mi oradasınız?

3. Bölüm: İLK YILLARDA ÖĞRENME

İnsanlar genelde çocukların etraflarındaki objelerle ilgilenmelerinin insanlarla etkileşimde olmalarından daha iyi olacağını düşünüyor. Ancak çocukların konuşabilecekleri ve bağ kurabilecekleri gerçek insanların olması çocuklar için en iyi ve en çok şeyi öğrenebilecekleri oyuncaktır.

4. Bölüm: İHMAL EDİLEN ÇOCUKLUK

Çocukların gelişimi ya da ülkelerin geleceği hakkında ciddi olan herkes ve her devlet ebeveynliğe yatırım yapmalıdır. Erken çocukluğa yatırım, tüm topluma yatırım anlamına gelir. Bir hikayenin başlangıcına dikkat ederseniz tüm hikayeyi daha iyi yönde değiştirebilirsiniz.

5. Bölüm: ÇOCUK YETİŞTİRMEK İÇİN BİR KÖY GEREKİR

İlk yılların bu kadar önemli olduğunu biliyorsak (gelecekteki başarısı, zekası, sağlığı) bunun sadece annenin işi olduğu nasıl düşünülebilir? Bu tüm toplumun, hükümetlerin, endüstrilerin görevi. Bu bir sistem meselesi. Beslenme sistemi, sağlık sistemi, eğitim sistemi hepsi bir bütün. Hepsinde temel değişiklikler gerekiyor.

6.Bölüm: ÇOCUĞUN BİREY OLARAK VARLIK GÖSTERMESİ

İnsan gelişimini araştıran her bilim erken yaşların olacağımız yetişkinin belirleyicisi olarak esas olduğu konusunda hemfikirdir. Çocuğa bakım veren kişinin çocukla kalp kalbe duygusal bir ilişkisi vardır. Ve bu ilişki kişiliği yapılandırır. Sadece ilişkiler yoluyla kendini bulabilirsin. Biz, ilişkilerimizle var oluruz.

CESARETE ÇAĞRI – THE CALL TO COURAGE

Bu çok etkileyici konuşmayı hem gülümseyerek hem de gözlerim dolarak izledim.

“Kırılganlığın anlamında belirsizlik, risk ve duyguların ifşası var.

Bunların olmadığı bir cesaret örneği verebilir misiniz?” diye soruyor Bréne Brown. Hayata karşı cesur olduğumuz anda tehlikelere ve risklere karşı ekspoze oluruz. Bu cesaretin gerekliliğidir.

Örneğin birine “seni seviyorum” diyen ilk taraf olmayı seçtiğinizde tabii ki sonunda kırılma riskini de göze almış oluyorsunuz. Ya da bir ilişkiyi devam ettirme kararı almak da kırılmayı göze alarak cesaretle yola devam etmeyi gerektiriyor; tabii ki yolda kırılacaksınız, göz yaşı da dökeceksiniz; fakat kırılganlık hayal kırıklığı, üzüntü gibi duyguları içinde barındırıyor gibi görünse de aslında mutluluk, huzur, neşenin de zeminini oluşturuyor. Çünkü kırılmaktan kaçarak o olumlu duygulara da ulaşamıyoruz.

Çocuklarımız açısından duruma baktığımızda, hep cesur olsunlar, güçlü olsunlar istiyoruz; fakat aynı zamanda da üzülmesinler, strese girmesinler, hiç hayal kırıklığı yaşamasınlar diye arzu ediyoruz. Yaşamak öyle bir şey değil. Bunu yetişkin olarak bizler biliyoruz; ancak biz bile kırılmaktan korktuğumuz için ne çok şeyi erteliyoruz, ya da yapmıyoruz. Bu duygulardan kendimizi korumak için biz bile kaçıyoruz.

Hayatta ne kadar cesur davranırlarsa o kadar yenilebileceklerini de, hayal kırıklığı yaşayabileceklerini de, sonunda üzülebileceklerini de söylemeliyiz onlara. Öğrenmek, büyümek, gelişmek için bunların şart olduğunu model olarak göstermeliyiz. Yenilgiler, kayıplar, hayal kırıklıkları karşısında bizim tepkilerimize bakarak kendi tepkilerini vermeyi öğreniyorlar. Önlerine çıkan fırsatları nasıl karşılayacaklarını belirlemek için çok önemli bir farkındalık bu.

Bréne Brown konuşmasında kendi hayatından çok samimi örneklerle bunları anlatıyor bize. Kesinlikle izlemenizi öneriyorum

Bunların olmadığı bir cesaret örneği verebilir misiniz?” diye soruyor Bréne Brown. Hayata karşı cesur olduğumuz anda tehlikelere ve risklere karşı ekspoze oluruz. Bu cesaretin gerekliliğidir.

Örneğin birine “seni seviyorum” diyen ilk taraf olmayı seçtiğinizde tabii ki sonunda kırılma riskini de göze almış oluyorsunuz. Ya da bir ilişkiyi devam ettirme kararı almak da kırılmayı göze alarak cesaretle yola devam etmeyi gerektiriyor; tabii ki yolda kırılacaksınız, göz yaşı da dökeceksiniz; fakat kırılganlık hayal kırıklığı, üzüntü gibi duyguları içinde barındırıyor gibi görünse de aslında mutluluk, huzur, neşenin de zeminini oluşturuyor. Çünkü kırılmaktan kaçarak o olumlu duygulara da ulaşamıyoruz.

Çocuklarımız açısından duruma baktığımızda, hep cesur olsunlar, güçlü olsunlar istiyoruz; fakat aynı zamanda da üzülmesinler, strese girmesinler, hiç hayal kırıklığı yaşamasınlar diye arzu ediyoruz. Yaşamak öyle bir şey değil. Bunu yetişkin olarak bizler biliyoruz; ancak biz bile kırılmaktan korktuğumuz için ne çok şeyi erteliyoruz, ya da yapmıyoruz. Bu duygulardan kendimizi korumak için biz bile kaçıyoruz.

Hayatta ne kadar cesur davranırlarsa o kadar yenilebileceklerini de, hayal kırıklığı yaşayabileceklerini de, sonunda üzülebileceklerini de söylemeliyiz onlara. Öğrenmek, büyümek, gelişmek için bunların şart olduğunu model olarak göstermeliyiz. Yenilgiler, kayıplar, hayal kırıklıkları karşısında bizim tepkilerimize bakarak kendi tepkilerini vermeyi öğreniyorlar. Önlerine çıkan fırsatları nasıl karşılayacaklarını belirlemek için çok önemli bir farkındalık bu.

Bréne Brown konuşmasında kendi hayatından çok samimi örneklerle bunları anlatıyor bize. Kesinlikle izlemenizi öneriyorum

MUCİZE – WONDER

Bu filmde anne-babanın çocuklarının farklılığına yaklaşımını, onu etkili dinleyişlerini göreceksiniz. Bir yandan da toplum olarak farklılıklar nasıl algılanıyor, çocuklara empatiyi, nezaketi öğretmek ne kadar anlamlı bunları tekrar düşüneceksiniz.

Auggie’nin hayata tutunmak konusundaki çabası çok etkileyici. Aynı zamanda büyük kızlarının psikolojik olarak tüm bu durumdan nasıl etkilendiğini ve daha sonra anne-babanın dengeyi bulmak ve büyük kızlarıyla bağlantılarını yeniden kurmak için gösterdikleri gayreti izlemek beni çok etkiledi.

Bu film tüm ailelerin verdiği psikolojik mücadeleyi, denge çabasını koşulsuz sevgiyle çözümlemesini göstermesi açısından çok kıymetli.

Konusu: Auggie Pullman yaşıtı diğer çocuklardan biraz farklıdır. Çünkü yüzünde ciddi bir deformasyon vardır. Auggie diğer çocuklarla sıradan bir okula giderek, sıradan bir çocuk olduğunu kanıtlamaya çalışır. Çünkü esas güzellik derinin altında, içeride saklıdır…

Auggie’nin hayata tutunmak konusundaki çabası çok etkileyici. Aynı zamanda büyük kızlarının psikolojik olarak tüm bu durumdan nasıl etkilendiğini ve daha sonra anne-babanın dengeyi bulmak ve büyük kızlarıyla bağlantılarını yeniden kurmak için gösterdikleri gayreti izlemek beni çok etkiledi.

Bu film tüm ailelerin verdiği psikolojik mücadeleyi, denge çabasını koşulsuz sevgiyle çözümlemesini göstermesi açısından çok kıymetli.

Konusu: Auggie Pullman yaşıtı diğer çocuklardan biraz farklıdır. Çünkü yüzünde ciddi bir deformasyon vardır. Auggie diğer çocuklarla sıradan bir okula giderek, sıradan bir çocuk olduğunu kanıtlamaya çalışır. Çünkü esas güzellik derinin altında, içeride saklıdır…

DEHA - GIFTED

Tam olarak “Çocuk yetiştirmek bir proje midir yoksa mutlak kabul ve saygıyla mı yapılması gerekir” sorusuna cevap arayan bir film.

Çocukların gerçek anlamda tek ihtiyacı koşulsuz sevgi ve güven. Bunun dışında her çocuk olduğu gibi fark edilmeyi, bireyselliğinin kabul edilmesini ve bu bireyselliğin kutlanmasını hak ediyor.

Çocuklara kendi hırslarını, kendi hayallerini empoze eden aileler; onlarla bağlantı kurma mucizesini kaçırmak durumunda kalırlar. Bu filmde bunu gözyaşlarıyla izledim.

Konusu: Florida’da yaşayan Frank Adler, 7 yaşındaki yeğeni Mary ile birlikte yaşamaktadır. Mary’nin matematiğe inanılmaz bir yeteneği vardır ve normal şartlarda özel bir okula gitmesi gerekirken Frank’in ısrarıyla devlet okuluna gitmektedir. Mary’nin kendisi gibi dahi olan annesi, Milenyum Problemleri’nden Navier–Stokes problemini çözebilmek için annesinin baskısıyla hayatını yaşayamamış; Mary 6 aylıkken intihar etmiştir ve Frank de küçük kızın normal bir çocukluk geçirmesini istemektedir.

Çocukların gerçek anlamda tek ihtiyacı koşulsuz sevgi ve güven. Bunun dışında her çocuk olduğu gibi fark edilmeyi, bireyselliğinin kabul edilmesini ve bu bireyselliğin kutlanmasını hak ediyor.

Çocuklara kendi hırslarını, kendi hayallerini empoze eden aileler; onlarla bağlantı kurma mucizesini kaçırmak durumunda kalırlar. Bu filmde bunu gözyaşlarıyla izledim.

Konusu: Florida’da yaşayan Frank Adler, 7 yaşındaki yeğeni Mary ile birlikte yaşamaktadır. Mary’nin matematiğe inanılmaz bir yeteneği vardır ve normal şartlarda özel bir okula gitmesi gerekirken Frank’in ısrarıyla devlet okuluna gitmektedir. Mary’nin kendisi gibi dahi olan annesi, Milenyum Problemleri’nden Navier–Stokes problemini çözebilmek için annesinin baskısıyla hayatını yaşayamamış; Mary 6 aylıkken intihar etmiştir ve Frank de küçük kızın normal bir çocukluk geçirmesini istemektedir.

Bu yazıyı paylaş