Çocuğunuzun İlk Yılları

Çocuğunuzun İlk Yılları

Çocuk gelişiminde ilk birkaç yıl bir evin iskeletini inşa etmeye benzer. Sonraki yıllardaki her şey bu iskeletin üzerine oluşturulur. Bebekler ilk üç yılda hayatlarında öğreneceklerinden daha fazlasını öğrenirler. Beyin gelişiminin çok büyük bir kısmı ve hayatta kurulacak tüm ilişkilerin temeli bu erken yıllarda atılır.

İlk yıllarda çocuğun benlik algısı oluşmaya başlar. “Ben” olmak nasıl bir şey? “İnsan” olmak nasıl bir şey? Nedir bu hayat denen şey? gibi sorular benlik algısını ve dünyayı algılayışını şekillendirir.

Üç yaşına gelen bir çocuk yürüyüp, koşup, cümleler kurup, şarkı söyleyebiliyor. Bir yeriniz acıdığında gelip sizi öpüp yardım etmek isteyebiliyor, empati yapmaya başlıyor. İlk üç yıl hayatın geri kalanı için çok kritik öneme sahip.

Bebeklerin sinir sistemi henüz anne karnında gelişimleri devam ederken çevrenin titreşimlerini kayıt etmeye başlıyor. Doğumda bebek annesinin sesini tanır. Bunu fetüsken annesinin sesini duyduğu için yapabiliyor. Rahimdeyken bile hem psikososyal hem de biyolojik olarak “bütün” bir varlık.

Bebekler anne sütünün kokusunu diğer yüzlerce koku arasından ayırt edebilirler. Annesinin sesini ve kalp atışını bilir. Anne bebeğini göğsünde tuttuğunda bebek sakinleşir. Çünkü kokusu, sesi ve kalp atışı tanıdıktır.

İlk yıllarda bir çocuğun beyni bir yetişkinin beyninden iki kat daha aktif. Her saniye beyin hücreleri arasında 700-1000 kadar yeni bağlantı kuruluyor. Güçlü bir temel oluşturmak için olumlu bağlantılar kurulması da; daha sonra sorun yaratması garantili olumsuz bağlantıların kurulması da mümkün. Her saniye yaşadıkları fiziksel etkileşimler, gördükleri, duydukları, algıladıkları, duyumlarıyla deneyimledikleri her şey bu bağlantıları oluşturuyor.

Onlar için en sıra dışı şeyler bize çok sıradan gelen şeyler olabilir. Onlar için her an bir keşif anıdır. Tekrar tekrar aynı şeyleri yapmak, aynı oyunları oynamak isterler; bir işte ustalaşmak için içten gelen bir azimleri vardır. Örneğin kaşığı yere atınca çıkan ses ve annenin verdiği tepkiyi defalarca görmek onlar için dünyanın öngörülebilir olduğunu çözümleme şeklidir. “Yine yaptım, yine aynı ses çıktı ve annem yine aynı tepkiyi verdi, yaşasın annemi anlıyorum, yine aynı tepkiyi vermesini sağladım” gibi. Böylece dünya bildik ve güvenli bir yere dönüşür.

Çocuklar çok sık başarısız olur. Koltuk tırmanmaları için çok yüksektir, yemekleri yerken dökerler. Bu yüzden öz saygılarını destekleyip iyi hissetmelerini sağlamamız çok önemli. Böylece denemeye devam edebilirler.

Öz saygıları yüksek çocuklar yeni şeyler öğrenmek için denemeye, risk almaya daha yatkın oluyorlar. Başarısız olsalar da öz saygıları kuvvetliyse bunu atlatacak kadar güçlüdürler. Hayatta merakla, keşif isteğiyle yol alabilirler.

Çocukların biraz düş kırıklığı yaşamasına izin vermek de önemli. Çok kolay olmayan bir şey üzerinde çalışmaya devam etmeyi öğrenmeleri gerekiyor. Eğer her düş kırıklığında bir yetişkin gelip üzerine çalıştığı şeyi onun yerine yaparsa öğrenme gerçekleşmez. Her şey çok kolaysa büyüyemezsin. Her şey çok zor ve düş kırıklığı yaratıyorsa bu da iyi değil. Yani gelişimine uygun zorluklarla karşılaşması ve yetişkinin dengeli destek olması önemli.

Yeni şeyler denemelerine ve hatalarından ders çıkarmalarına izin vererek, yaptıkları her şeyi hemen düzeltmeyerek dirençli yetişmelerine destek olabiliriz.

Çocuklar sürekli ne yaptığımızı izlerler, neler söylediğimizi dinlerler ve hatırlarlar. En basit hafıza “tanıma” hafızasıdır. Henüz 3 haftalıkken bile annesi odaya geri geldiğinde onun yüzünü tanıyabilir. Gelişmesi daha uzun süren bir diğer hafıza “hatırlama” hafızasıdır. Bu, daha önce gördüğü bir şeyi kendi aklına getirebilmektir. Yani o şey sadece karşısında olduğunda değil, o şey yokken de onu düşünebilmek.

Bizler bebekliğimizi hatırlamadığımız için orada olanların hatırlanmadığını sanıyoruz; ama öyle değil. Biriktirilen duygular hatırlanıyor. Hayatı bütün olarak algılama 3 yaşından sonra oluyor. Beyin ölene kadar sürekli gelişir. 100 yaşındayken bile yeni bir şey öğrenirsen beynin bağlantılar kurar ve öğrenirsin. Gelişimin en hızlı olduğu ve temeli oluşturan dönem ilk yıllar olduğu için çok önemlidir.

Bebeğin beyninde pek çok bağlantı ve ara bağlantılar vardır. Gelişim esnasında bu yollardan fazla kullanılanlar korunur ve güçlenir ve kullanılmayanlar kaybolup gider.

Yetişkin beyninde daha çok ana yollar ve geniş bulvarlar gibi bağlantılar varken bebek beyninde olan ara sokaklar yoktur.

Bebekler en çok adaptasyon yeteneğine sahip yaratıklar. Eğer yaşadıkları konuşma, ilişki kurma, sosyal anlaşma, oyun ve hayal gücünden oluşuyorsa beyin hayata dair bu deneyimlerle ilintili beklentiler oluşturur. Eğer hayatları suistimallerle, ihmalle, tehditlerle, şiddetle, yetersiz beslenmeyle doluysa beyin gelişimleri tehlikeye girer. O zaman beklentilerini, yaşama sevincini ve deneyimleme isteğini kapatırlar. Yani deneyimlerine göre o erken dönemde çocuklar potansiyellerini ya geliştirirler ya da kısıtlarlar.

Çölde bir çiçek olduğunu düşün ve hiç suyu yok. O zaman o çiçek ölür. Çiçeğin büyümek için genetik programı ne olursa olsun su alamazsa o programı hayata geçiremez. Çocuklar için su = ilgili ebeveynlik.

Çocukların bu müthiş öğrenme ve keşfetme dönemini yaşayabilmelerinin yolu güvenli, düzenli, ilgili, sevgi ve şefkat dolu bakım görmelerinden geçiyor. Temelde SEVGİ gerekiyor. ŞEFKAT beyindeki tüm bağlantıları birbirine bağlayan elektrik bandı görevini görüyor. Beyinde nöronlar arasında bağlantı sağlandığı zaman şefkat gelip o bağları o kadar güçlendirir ki bir daha bozulamaz.

Önemli olan beyin gelişimi başlangıcının doğumdan bile önce olduğunu bilmek. İlk yıllardaki deneyimler gelişen beynin mimarisini şekillendiriyor.

Bebek doğduğunda ne yapacağımızı, bebeğin ihtiyaçlarına nasıl cevap vereceğimizi nereden biliyoruz? Davranışlarımızın bir parçası genetik olarak içimize işlenmiş olsa da büyük oranda deneyimden etkileniyor.

Bu konuda Norveç Sıçanlarının annelik davranışları üzerine bir araştırma yapılmış. Deneyde kullanılan bazı anne sıçanlar yavrularını çok yalayıp temizliyor ve bazıları pek yalayıp temizlemiyor. Bilim adamları çok yalayıp temizleyen bir annenin yavrusunu alıp onu az temizleyene veriyorlar. O sıçan büyüyüp anne olduğunda az temizleyen bir anne oluyor. Aynı onu yetiştiren anne gibi; biyolojik annesi gibi değil. Yani yetiştirme tarzı, kendi yaşadığı deneyim onun anneliğinde fark yaratıyor.

İnsanlarda da aynı şey geçerli. Bebekken ilgiden mahrum kalan ve iyi bağları olmayanlar biyolojik olarak bebeklerle bağlantı kurmakta zorluk yaşıyorlar; çünkü bunu deneyimlemediler. Bebeklerini sevmelerine rağmen ne yapacaklarını bilmiyorlar.

İlgisiz büyüyen bebeklerdeki mahrumiyet dalga dalga etkilere yol açıyor. Daha yavaş IQ, dil sorunları, ilişki kurma ve bağlanma sorunları var. Çocuk Esirgeme Kurumu gibi kurumlarda ilgiden mahrum büyüyen çocuklar incelendiğinde 4-5 yaşlarında bir aileye gitmiş olsalar da 12 yıl sonra hala zorluk yaşıyorlar. İlk yıllarını nerede ve nasıl geçirdikleri çok önemli. Mahrum kaldıkları şeyin başında kendini çocuğa adamış ve çocuğa düşkün bir bakım veren geliyor.

Sonuç olarak konu çocuğun ne kadar oyuncağı olduğu ya da maddi olanaklar değil; konu anne baba. Çocuğun hayatındaki en önemli şey sizsiniz. Siz en iyi ve ilk öğretmensiniz. Çocuğun gelişiminde en önemli şeyler sözleriniz, sevginiz, oyunlar oynamanız gibi bedava olan şeyler.

En büyük farkı yaratacak şey çocuğunuzla aranızda kuracağınız bağdır. Bu bağ okulda ve hayatta başarının tohumlarını atar. Yani ebeveynlik ne kadar yorucu olursa olsun ki; çok yorucu ve çok zor bir iş; fakat elinizdeki güce bakın: Çocuğunuzun hayatının gidişatını belirleme gücü.

KAYNAK: Yaşamın Başlangıcı belgesel dizisi – Netflix

Bu belgeseli çok etkilenerek izledim. Çocuklarını daha iyi tanımak, anlamak isteyen tüm anne babalara tavsiye ediyorum. Aynı zamanda anne babalığın zorluklarını, eşsiz keyfini, dünyada çocuk yetiştirmedeki sosyo ekonomik koşulları uzmanların ağzından çok etkileyici görüntülerle aktarıyor. Bu yazımdakiler sadece birinci bölümde anlatılanlardan özet bilgileri içeriyor. Diğer bölüm içerikleriyle ilgili yazı dizim devam edecek.

Çocuğunuzun ilk yıllarında bağ kurabildiğinizi düşünüyor musunuz? 

Siz yeterince yanında olamadıysanız bile bir başka şefkatli bakım veren kişi bebeğinizin yanında mıydı? 

Kendi anne babalığınızda yetiştiriliş tarzınızın yansımalarını fark ediyor musunuz? 

Fark ediyorsanız bu yansımalar anne babalığınızı nasıl etkiliyor? 

Paylaşırsanız çok sevinirim. İçten sevgilerimle… 

Bu yazıyı paylaş