İlham Veren Videolar

BABALAR NEDEN ÇOK SEVİLİR?

Bu görüntüleri Motherly dergisi bir araya getirmiş ve çok dokunaklı bir video hazırlamış. Ben bayıldım, sizlerle de paylaşmak istedim.

Ne mutlu babalarıyla böyle anlar paylaşabilen, sevgiyi, emeği, birlikteliği hissedebilen çocuklara… Çocuk bakımı ve ilgisi sadece anneye ait bir iş, sorumluluk ve görev değildir. Ebeveynlik iki kişiliktir. Çocuğun kalbinin yarısı annedeyse yarısı da babadadır. Babanın ilgisi eksikse o çocuğun dünyadaki güven hissi tamamlanmış olamayacaktır.

Henüz üye değilseniz Ailede İletişim bültenine üye olarak hazırladığım  Babalık Manifestosunu yarın (Pazar) edinebilirsiniz. Bir anneyseniz eşinize bu manifestoyu Babalar Günü için hediye edin. Babaysanız kendinize hediye edin ve manifestodaki prensipleri babalık yolculuğunuzda sindirerek deneyimleyin. İyi ki bu yolculukta birlikteyiz. Birlikte güçlüyüz.

Şimdiden babalar gününüz kutlu olsun. İyi ki varsınız…

DUYGUSAL OLGUNLUĞA ERİŞTİĞİNİZİN 20 GÖSTERGESİ

Duygusal Olgunluk ikili ilişkilerdeki mutluluğumuzu belirler. The School of Life hazırladığı videoda duygusal olgunluğa erişmiş olmanın yirmi göstergesini listelemiş. Ben de üşenmedim yine Türkçe’ye çevirdim. Duygusal olgunluktaki insan neler yapar? Neler yapmaz? Okuduktan sonra benimle duygularınızı paylaşırsanız çok sevinirim.

1- Başkalarının çoğu kötü davranışının korku veya endişeden kaynakladığını fark edersiniz. Halbuki genelde bunları aptallık veya huysuzluğa bağlamak daha kolaydır. Kendi haklılığınıza tutunmayı azaltıp dünyanın canavarlar veya aptallarla dolu olduğu düşüncesinden uzaklaşırsınız. Bu durum en başta dünyayı daha az siyah/beyaz; fakat çok daha ilginç kılar.

2- Kafanızdakilerin diğer insanlar tarafından otomatik olarak anlaşılamayacağını öğrenirsiniz. Niyetinizi ve duygularınızı sözcüklerinizi kullanarak açıkça ifade etmeniz gerektiğini fark edersiniz. Siz sakince ve net şekilde açıklamadan ne demek istediğinizi anlamadıkları için diğer insanları suçlayamazsınız.

3- Bazen kendinizin de hata yaptığını fark edersiniz. Büyük bir cesaretle ilk adımı atarak özür dilersiniz.

4- Harika olduğunuz için değil; herkesin sizin kadar aptal, korku dolu, ve kaybolmuş olduğunu öğrendiğiniz için kendinize güvenirsiniz. Hepimiz bu yolculukta öğreniyoruz ve bu iyi bir şey.

5- Ebeveynlerinizi affedersiniz; çünkü sizi bu dünyaya aşağılamak için getirmediklerini fark edersiniz. Onlar sadece kendilerinden uzaklaşmış, mücadele içinde ve kendi sorunlarıyla uğraşıyorlardı. İçinizdeki öfke merhamet ve şefkate dönüşür.

6- Çok küçük gibi görünen şeylerin ruh halinize çok büyük etkisi olduğunu öğrenirsiniz. Örneğin; uyku süresi, kan şekeri, alkol miktarı, içinizde biriken stresin seviyesi vs… Böylelikle sevdiğinizle önemli ve hassas bir konuyu herkesin iyi dinlenmiş olduğu, kimsenin sarhoş olmadığı, karnınızın tok olduğu, sizi başka uyaranların olmadığı, bir acelenizin olmadığı zamanlar dışında konuşmamanız gerektiğini bilirsiniz.

7- Somurtmaktan vazgeçersiniz. Birisi sizi incitirse, günlerce öfkeyi ve kırgınlığı içinizde biriktirmezsiniz. Hepimizin öleceğini hatırlarsınız. Başkalarının sizin duygunuzu anlamasını beklemezsiniz. Açıkça söylersiniz ve sizi anlarlarsa affedersiniz, sizi anlamazlarsa başka bir şekilde olsa da yine affedersiniz.

8- Hemen her alanda mükemmeliyete inanmaya son verirsiniz. Mükemmel insanlar, mükemmel işler, veya mükemmel hayatlar yok. Bunun yerine (psikoanalist Donald Winnicott’un örnek niteliğindeki deyimi olan) “yeterince iyi” olana dair bir takdir duygusu geliştirirsiniz. Hayatınızda pek çok şeyin sinir bozucu olsa da pek çok açıdan da “yeterince iyi” olduğunu fark edersiniz.

9- Olayların gidişatı hakkında biraz karamsar olmanın erdemini öğrenirsiniz. Böylece daha sakin, daha sabırlı ve daha affedici bir insan olursunuz.

10- İdealizminizi biraz azaltarak daha az delirtici bir insan haline gelirsiniz.
Herkesin karakterindeki zayıflıkların onların güçlü yönlerini dengelediğini öğrenirsiniz. Zayıflıklarını görmezden gelmek yerine bütün resme bakarsınız: evet bir kişi kılı kırk yaran biri olabilir; ama aynı zamanda harika bir şekilde incelikli düşünen ve kriz anlarında sapasağlam duran biri olabilir. Evet, bir kişi biraz dağınık olabilir; aynı zamanda inanılmaz yaratıcı ve çok vizyoner olabilir. Gerçekten ama gerçekten mükemmel insanların var olmadığını ve her güçlü yönün bir zayıf yönü olacağını da bilirsiniz.

11- Biraz daha zor aşık olursunuz. Artık o kadar kolay değildir. Daha az olgunken, bir anda abayı yakabilirdiniz. Şimdi acı bir şekilde farkındasınız ki; dışarıdan ne kadar çekici ve başarılı görünsede yakından herkes sıkıntılıdır. Elinizde olana bir sadakat hissi geliştirirsiniz.

12- Anlarsınız ki; şaşırtıcı şekilde birlikte yaşaması nispeten zor bir insansınız. Kendinize karşı daha duyarlı hale gelirsiniz. Arkadaşlıklara ve ilişkilere girerken karşınızdaki kişileri hangi durumlarda zorluk çıkarabileceğiniz konusunda nazik uyarılarda bulunursunuz.

13- Hatalarınız ve aptallıklarınız için kendinizi affetmeyi öğrenirsiniz. Geçmiş hatalardan dolayı kendinizi dövmenin sizi verimsizce tükettiğini fark edersiniz. Kendinizle daha çok arkadaş olursunuz. Tabii ki bir budalasınız; ama hala sevilmeye değersiniz, hepimiz gibi.

14- Olgunluğun; içinizde her zaman inatla çocuk kalacak taraflarınızla barışmayı içerdiğini öğrenirsiniz. Her durumda bir yetişkin gibi davranmaya çalışmaya son verirsiniz. Hepimiz için böyle regresif anlar olduğunu kabul ederek – içinizdeki 2 yaş haliniz ortaya çıktığında onu memnuniyetle karşılayıp ona ihtiyaç duyduğu ilgiyi gösterirsiniz.

15- Ermeyi beklediğiniz mutluluk için büyük planlarınıza umut bağlamayı bırakırsınız. Yolda başarıyla gerçekleşen küçük şeyleri kutlarsınız. Tatminin dakikalarla değiştiğini fark edersiniz. Bir gün fazla can sıkıcı olay olmadan geçerse mutlusunuzdur. Çiçeklerle, gün batımıyla daha fazla ilgilenirsiniz. Küçük hazlardan daha fazla keyif alırsınız.

16- İnsanların genel olarak sizin hakkınızda ne düşündükleriyle ilgilenmeye son verirsiniz. Başkalarının zihinlerinin karmaşık olduğunu fark edersiniz ve kendi imajınızı onların gözünde parlatmak için o kadar çaba harcamazsınız. Önemli olan sizin ve belki birkaç sevdiğiniz kişinin gözünde daha kendiniz olmanız yeterlidir. Ünden vazgeçip sevgiye dayanırsınız.

17- Geribildirim almak konusunda daha iyi hale gelirsiniz. Sizi eleştiren herkesin sizi aşağılamaya çalıştığına veya bir hata yaptığına inanmak yerine; bazı şeyleri dikkate almanın iyi olabileceğini kabul edersiniz. Bir eleştiriyi dinleyip zırhınızı takmadan ve sorunu reddetmeden hayatta kalabileceğinizi görürsünüz.

18- Günbegün bazı sorunlarınızın ve meselelerinizin ne kadar yakınında yaşadığınızı fark edersiniz. Gitgide biraz daha uzaklaşarak sizi üzen konulara yeni bir bakış açısı kazanmanız gerektiğini hatırlarsınız. Doğada daha fazla yürüyüş yaparsınız, belki bir evcil hayvan edinirsiniz (onlar sizi insanlar kadar sinirlendirmez) ve geceleri gökyüzüne bakıp uzaktaki galaksileri daha fazla takdir edersiniz.

19- Kendinize özgü geçmişinizin şimdiki olaylara tepkinizi nasıl etkilediğini anlarsınız ve ortaya çıkan çarpıklıkları telafi etmeyi öğrenirsiniz. Çocukluğunuz yüzünden bazı alanlarda abartılı tepkiler vermeye yatkınlığınız olduğunu kabul edersiniz. Belli konulardaki ilk dürtünüze şüpheli yaklaşır hale gelirsiniz. Bazen ilk hissinizle hareket etmemeyi öğrenirsiniz.

20- Bir arkadaşlığa başladığınızda, diğer insanların prensip olarak sizin hayatınızdaki harika haberleri almaktansa; sizi endişelendiren ve üzen konuları duymak istediklerini fark edersiniz. Böylece o insanlar kendilerini daha az yalnız hissederler ve kalplerindeki acı hafifler. Arkadaşlığın karşılıklı kırılganlığınızı paylaşmak hakkında olduğunu görerek daha iyi bir arkadaş olursunuz.

GÜVENİN ANATOMİSİ

Geçenlerde hikayelerde “Bir aile olmakla ilgili en zorlandığınız konu nedir?” diye sormuştum. Bazı kişilerden “eşime güvenmiyorum” yanıtını aldım. Karşımızdaki kişiye, eşimize, çocuğumuza, güven duymak, kendimizi güvende hissettiğimiz bir ilişki içinde olmak hayatın temeli. Bu her ilişki için böyle… ki konu “aile” olduğu zaman güvenin sarsılması ve tamirat yapılmaması yani yeniden inşa edilmemesi aile birliğinin sarsılmasına, veya bahsedilen ilişkinin sona ermesine sebep olabilir.

Peki “güven” nedir? Güvenin yapı taşları nedir? Bununla ilgili Bréne Brown’un “Güvenin Anatomisi” başlıklı bir konuşmasını dinledim ve çok etkilendim. Sizin için ana başlıkları özetledim.

Güveni Charles Feldman çok doğru tanımlamış: Güven; karşı tarafın davranışlarıyla sizi kırabileceği; sizin için önemli bir şeyi yapmayı seçmenizdir. Örneğin bir kişiye sizin için değerli bir sır verdiğinizde; karşı tarafın bunu bir yerlerde paylaşarak sizi kırabilme riskini almış olursunuz. Bunu bilerek ve kendiniz o kişiyi seçerek o sırrı anlattıysanız o kişiye güveniyorsunuz demektir.

Birine güvendiğinizde o kişiyle bağ kurma cesaretini gösteriyorsunuz. Bréne Brown; yapı taşlarını aşağıdaki başlıklarla açıklıyor:

1- Sınırlar Sınırlara karşılıklı saygı gösteriliyor mu?

Sınırların konusunda netsen ve sınırlarını koruyorsan / aynı şekilde benim sınırlarımı tanıyorsan ve onlara saygı gösteriyorsan sana güvenirim. Sınırlar tanınmadan güven olamaz.

Hep çocuklara sınır koymaktan bahsediyoruz ya; gerçekten de sınırların net ve bilinir olması, karşılıklı tanınması güvenin inşa edilmesi açısından büyük önem taşıyor. Çocukların sizin sınırlarınıza saygı göstermesini bekliyorsanız; aynı saygıyı sizin de onların sınırlarına gösterdiğinize emin olmanız gerekiyor. Aynı şey eşiniz, geniş aileniz, arkadaşlarınız ve tüm ilişkileriniz için geçerli.

2- Güvenilirlik – Dediğini her zaman yapıyor musun?
Sana sadece söylediklerini gerçekleştiriyorsan ve bunu hep yapıyorsan güvenebilirim.

Burada “hep yapıyorsan” konusu önemli; çünkü sözlerinizi arada bir gerçekleştirmeniz sizi güvenilir yapmaz. Örneğin; 1 kilo şekeri tartıya koyuyorsanız, aynı şekeri aynı tartıya 100 kere de koysanız 1000 gr göstermesi onu “güvenilir” bir tartı yapar.

Hayatımızdaki kısıtlamalarımızı doğru teşhis etmemiz ve kendimize gereğinden fazla yüklenmemiz kilit nokta. Fazla yüklendiğimizde bir bakıyoruz ki; hiçbir şeye yetişemiyoruz, sözlerimizi tutamıyoruz, sorumluluklarımızı yerine getiremiyoruz. Bu da çevremizdeki kişilerde güven kaybına yol açıyor.

Eski bir arkadaşınızla karşılaştığınızda “Seni görmek ne kadar güzel, en kısa zamanda seni arayacağım, bir kahve içelim” dediğinizde; gerçekten o kahveyi içebilecek misiniz? Yoksa öylesine mi söylüyorsunuz? Eğer öylesine söylüyorsanız sadece “Seni görmek çok güzeldi” deyip yolunuza gitmek rahatsız etse de daha dürüst bir seçenek.

3- Sorumluluk – Hatalarının sorumluluğunu alıp telafi ediyor musun?
Sana sadece bir hata yaptığında bu hatayı sahiplenip, özür dileyip, telafi ediyorsan güvenebilirim. Sana sadece ben bir hata yapıp sahiplendiğimde, özür dileyip telafi etme iznim varsa güvenebilirim. Sorumluluk alınmadan güven olamaz.

Eğer hatalar yapılıp hiçbir şey olmamış gibi hayatların devam etmesi bekleniyorsa güven bu yolculukta kırılıyor. Güvenin devamı davranışlarımızın etkilerinin farkında olmaktan ve bunun sorumluluğunu karşılıklı almaktan geçiyor.

Bir hata yaptığında çocuğunuzun sizden özür dilemesini bekliyorsanız; siz de hata yaptığınızda ondan dileyin. Ya da çocuğunuzun sizi etkileyen bir davranışını hiç özür dilemeden hoş görüyorsanız görmeyin. Size etkisini açıklayın, davranışlarının sonuçlarını görmesi konusunda ona rehberlik edin. Duygusal zeka dediğimiz şey bu şekilde gelişir.

4- Mahzen – Anlattıklarım sende güvende mi?
Mahzenin sadece bir kapısı vardır. Bu demek oluyor ki; seninle paylaştıklarım sende güvende kalacak. Benimle paylaştıkların bende güvende kalacak.

Mahzen benim paylaştıklarımı güvende tuttuğun kadar; diğer kişilerin paylaştıklarını da güvende tutmayı gerektirir.

Bir arkadaşını arayıp “Duydun mu boşanıyorlarmış, kocası kesin aldatıyor, işler de iyice çirkinleşmiş vs..” diye başka bir arkadaşının sana güven içinde anlattıklarını paylaşıyorsan; sana güvenim kalmaz.

Çoğu zaman böyle şeyleri üçüncü kişiyle yakınlaşmak için anlatırız. Dedikodu yakınlaştırır. Yakınlığımız diğer kişiler hakkında kötü konuşarak gelişir. Buna “Ortak düşman yakınlığı” da denebilir; ama bu gerçek bir güven ilişkisi değildir.

Güven gizliliğin korunmasıyla büyür. Çocuğumuzun duymayacağını düşünerek ya da bazen de duyacağı bir ortamda bile nasıl etkileneceğini düşünmeden onların bize anlattıklarını paldır küldür anlatıyor muyuz?

5- Sağlamlık – İddia ettiğin gibi bir insan mısın?
Sağlam davranmıyorsan ve beni de sağlam olmam konusunda teşvik etmiyorsan sana güvenemem.

Sağlamlık üç parçadan oluşuyor:

* Cesareti konfora tercih etmek.

** Doğru olanı, eğlenceli, hızlı, veya kolay olana tercih etmek.

*** Değerlerini sadece iddia etmek değil; yaşama geçirmek.

Çocuğunuza yalan söylememeyi tembihleyip kendiniz telefonda başkalarına yalan söylüyorsanız ya da çocuğunuzu da yalanlarınıza alet ediyorsanız sağlamlıktan bahsedilemez.

Öğrenciyken sınavlarda nasıl kopya çektiğinizi ballandıra ballandıra bir dost sohbetinde anlatıyorsanız; çocuğunuzun arkadaşlarıyla oynadığı için sizi duymadığını düşünseniz de büyük olasılıkla duyuyor.

Herkese rahatlıkla yalan söyleyen eşiniz “ama sana hiç söylemiyorum” diyorsa ne kadar güvenirsiniz?

6- Yargısızlık – İhtiyacım olduğunda yargısızca yanımda olabiliyor musun?
Senin tarafından yargılanmadan dağılabilirim, yardım isteyebilirim, zorlanabilirim. Benim tarafımdan yargılanmadan dağılabilirsin, yardım isteyebilirsin, zorlanabilirsin. Bunu yapmak gerçekten zor.

Çoğumuz herkesin yardımına yetişmekte yardım istemekten çok daha iyiyiz. Herkesin yardımına koştuğunuz için güvenli bir ilişkiniz olduğunu düşünürsünüz. Ama siz yardım istediğinizde karşılık veremiyorlarsa güvenilir bir ilişkiden bahsedilemez. Nokta.

Yardım istediğinizde farkında olarak veya olmayarak kendinizi daha değersiz ya da yetersiz hissediyor olabilirsiniz. Birine yardım ettiğinizde onu da yetersiz görüyorsunuz.

Yardım istediğinizde kendinizi yargılıyorsanız, bir başkasına da yargısızca yardım edemezsiniz. Belki de ilişkideki “yardım eden” kişi olarak kendinize değer biçiyorsunuz. Sizin değerinizin bu olduğunu düşünüyorsunuz.

Yardımlaşma karşılıklı ve yargısız olmadığı sürece gerçek bir güven ilişkisinden bahsedilemez.

7- Diğergamlık – İyi niyetime güvenerek bana açık davranıyor musun?
Ancak benim sözcüklerim, niyetim, davranışlarım hakkında iyi niyet besliyorsan ve daha sonra benimle iletişime geçiyorsan ilişkimiz güvenlidir.

Bir konuda hatalı davrandığımda, bir şeyi unuttuğumda, benimle ilgili iyi niyetli bir varsayımda bulunmanı beklerim. Örneğin; “Dün annemin ölüm yıldönümüydü ve benim için gerçekten zor bir gündü. Geçen ay bununla ilgili konuşmuştuk ve gerçekten aramanı isterdim. Bana ne kadar değer verdiğini ve böyle şeyleri önemsediğini de biliyorum. Ne hissettiğimi sana söylemek istedim.”

Güvenli bir ilişkide olan kişilerin birbirlerinin telefonlarını açmamak, e-postalara veya mesajlara cevap vermemek, surat asmak, küsmek, veya patlamaya uygun an kollamak yerine bu şekilde karşıdakinin iyi niyetinden emin şekilde kendilerini ifade etmeleri beklenir.

Videonun tamamını orijinal haliyle YouTube kanalımda veya web sitemde ilham veren videolar bölümünde bulabilirsiniz.

Ne dersiniz?

İlişkilerinizde ne kadar güvenilir ve güvendesiniz?

Bu yazı çocuğunuzla güvenli bir ilişkide olmakla ilgili size neler düşündürdü?

Peki ya eşinizle? Ya da arkadaşlarınızla? Veya kendi anne, babanızla?

Benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

İçten sevgilerimle…

BABA OLMAK NE DEMEK?

Baba olmak sizce ne demek?

Kendi babanızla nasıl bir ilişkiniz vardı diye sorsam; ilk söyleyeceğiniz birkaç cümle neler olurdu?

Peki ya şimdi bir babaysanız; neler deneyimliyorsunuz?

Çocuğunuzla dilediğiniz, hayal ettiğiniz ilişkiyi yaşayabiliyor musunuz?

Eğer cevabınız hayırsa; sizi bundan alıkoyan şey nedir?

Eğer bir anneyseniz; çocuğunuzun babasıyla ilişkisi konusunda neler gözlemliyorsunuz?

Benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

Hepimiz çok farklı aile yapılarından geliyoruz. Herkesin tanıma şansı olsa da olmasa da bir babası var. Tanıma şansı olanlar ilişki kurma şansını da elde edebilirlerse ne mutlu…

Babasıyla ilişki içinde, bağlantıda, sohbet ederek, anılar biriktirerek, sevildiğini, değer verildiğini hissederek büyümek bir çocuğun kişilik gelişiminde çok önemli bir rol oynuyor.

Çocuk yetiştirmek anne ve babanın eşit sorumluluğu.

Çocuğu anne yetiştirirken baba ona yardımcı olmuyor.

Baba kendi rolünün gerektirdiği sorumluluğu üstlenerek babalık yapıyor.

Bu sorumluluk sadece para kazanmak, evin ve çocukların maddi ihtiyaçlarını karşılamak değil.

Çocuklarıyla zaman geçirmek, hayatlarının her alanında varlık göstermek.

Bunu sadece çocuk konuşabildiğinde ya da büyüdüğünde değil, doğumdan itibaren hayatının sonuna kadar yapmak.

Ben böyle düşünüyorum. Siz ne dersiniz?

İçten sevgilerimle…

YENİDEN DENEYEBİLİR MİSİN?

Düşüp yeniden kalkan kişi hiç düşmeyene göre çok daha güçlüdür.

Siz çocukken düşmenize izin verildi mi?

İzin verilmediyse, bugün bir “düşme” durumunda kendinizi nasıl hissediyorsunuz?

Dünya başınıza mı yıkılıyor? yoksa “tamam olabilir, yeniden denerim” mi diyorsunuz?

Bunu derken kendini ne kadar güvenli hissediyorsunuz?

Siz ebeveyn olarak çocuklarınıza düşme, yanılma, hata yapma, yeniden deneme hakkını ne kadar tanıyorsunuz?

Düşüp yeniden kalktıklarında yanlarında koşulsuz, yargısız durup “yeniden deneyebilirsin” cümlesini kurabiliyor musunuz?

Yoksa korkularını, endişelerini, üzüntülerini, çekincelerini üstlenip “yok yok sen boşver, yanımda güvende kal” mı diyorsunuz?

Ya da daha kötüsü “sen bırak ben seni taşırım, sen yorulma” mı diyorsunuz?

Hayatta çocuklarımıza kazandırmamız gereken en önemli beceri “direnç”. Çünkü bizi zor zamanlardan hasarsız çıkaran şeyin adı direnç. Zor zamanlara adapte olarak yaşama devam etmemizi sağlayan şey direnç.

2- Güvenilirlik – Dediğini her zaman yapıyor musun?
Sana sadece söylediklerini gerçekleştiriyorsan ve bunu hep yapıyorsan güvenebilirim.

Burada “hep yapıyorsan” konusu önemli; çünkü sözlerinizi arada bir gerçekleştirmeniz sizi güvenilir yapmaz. Örneğin; 1 kilo şekeri tartıya koyuyorsanız, aynı şekeri aynı tartıya 100 kere de koysanız 1000 gr göstermesi onu “güvenilir” bir tartı yapar.

Hayatımızdaki kısıtlamalarımızı doğru teşhis etmemiz ve kendimize gereğinden fazla yüklenmemiz kilit nokta. Fazla yüklendiğimizde bir bakıyoruz ki; hiçbir şeye yetişemiyoruz, sözlerimizi tutamıyoruz, sorumluluklarımızı yerine getiremiyoruz. Bu da çevremizdeki kişilerde güven kaybına yol açıyor.

Eski bir arkadaşınızla karşılaştığınızda “Seni görmek ne kadar güzel, en kısa zamanda seni arayacağım, bir kahve içelim” dediğinizde; gerçekten o kahveyi içebilecek misiniz? Yoksa öylesine mi söylüyorsunuz? Eğer öylesine söylüyorsanız sadece “Seni görmek çok güzeldi” deyip yolunuza gitmek rahatsız etse de daha dürüst bir seçenek.

3- Sorumluluk – Hatalarının sorumluluğunu alıp telafi ediyor musun?
Sana sadece bir hata yaptığında bu hatayı sahiplenip, özür dileyip, telafi ediyorsan güvenebilirim. Sana sadece ben bir hata yapıp sahiplendiğimde, özür dileyip telafi etme iznim varsa güvenebilirim. Sorumluluk alınmadan güven olamaz.

Eğer hatalar yapılıp hiçbir şey olmamış gibi hayatların devam etmesi bekleniyorsa güven bu yolculukta kırılıyor. Güvenin devamı davranışlarımızın etkilerinin farkında olmaktan ve bunun sorumluluğunu karşılıklı almaktan geçiyor.

Bir hata yaptığında çocuğunuzun sizden özür dilemesini bekliyorsanız; siz de hata yaptığınızda ondan dileyin. Ya da çocuğunuzun sizi etkileyen bir davranışını hiç özür dilemeden hoş görüyorsanız görmeyin. Size etkisini açıklayın, davranışlarının sonuçlarını görmesi konusunda ona rehberlik edin. Duygusal zeka dediğimiz şey bu şekilde gelişir.

4- Mahzen – Anlattıklarım sende güvende mi?
Mahzenin sadece bir kapısı vardır. Bu demek oluyor ki; seninle paylaştıklarım sende güvende kalacak. Benimle paylaştıkların bende güvende kalacak.

Mahzen benim paylaştıklarımı güvende tuttuğun kadar; diğer kişilerin paylaştıklarını da güvende tutmayı gerektirir.

Bir arkadaşını arayıp “Duydun mu boşanıyorlarmış, kocası kesin aldatıyor, işler de iyice çirkinleşmiş vs..” diye başka bir arkadaşının sana güven içinde anlattıklarını paylaşıyorsan; sana güvenim kalmaz.

Çoğu zaman böyle şeyleri üçüncü kişiyle yakınlaşmak için anlatırız. Dedikodu yakınlaştırır. Yakınlığımız diğer kişiler hakkında kötü konuşarak gelişir. Buna “Ortak düşman yakınlığı” da denebilir; ama bu gerçek bir güven ilişkisi değildir.

Güven gizliliğin korunmasıyla büyür. Çocuğumuzun duymayacağını düşünerek ya da bazen de duyacağı bir ortamda bile nasıl etkileneceğini düşünmeden onların bize anlattıklarını paldır küldür anlatıyor muyuz?

5- Sağlamlık – İddia ettiğin gibi bir insan mısın?
Sağlam davranmıyorsan ve beni de sağlam olmam konusunda teşvik etmiyorsan sana güvenemem.

Sağlamlık üç parçadan oluşuyor:

* Cesareti konfora tercih etmek.

** Doğru olanı, eğlenceli, hızlı, veya kolay olana tercih etmek.

*** Değerlerini sadece iddia etmek değil; yaşama geçirmek.

Çocuğunuza yalan söylememeyi tembihleyip kendiniz telefonda başkalarına yalan söylüyorsanız ya da çocuğunuzu da yalanlarınıza alet ediyorsanız sağlamlıktan bahsedilemez.

Öğrenciyken sınavlarda nasıl kopya çektiğinizi ballandıra ballandıra bir dost sohbetinde anlatıyorsanız; çocuğunuzun arkadaşlarıyla oynadığı için sizi duymadığını düşünseniz de büyük olasılıkla duyuyor.

Herkese rahatlıkla yalan söyleyen eşiniz “ama sana hiç söylemiyorum” diyorsa ne kadar güvenirsiniz?

6- Yargısızlık – İhtiyacım olduğunda yargısızca yanımda olabiliyor musun?
Senin tarafından yargılanmadan dağılabilirim, yardım isteyebilirim, zorlanabilirim. Benim tarafımdan yargılanmadan dağılabilirsin, yardım isteyebilirsin, zorlanabilirsin. Bunu yapmak gerçekten zor.

Çoğumuz herkesin yardımına yetişmekte yardım istemekten çok daha iyiyiz. Herkesin yardımına koştuğunuz için güvenli bir ilişkiniz olduğunu düşünürsünüz. Ama siz yardım istediğinizde karşılık veremiyorlarsa güvenilir bir ilişkiden bahsedilemez. Nokta.

Yardım istediğinizde farkında olarak veya olmayarak kendinizi daha değersiz ya da yetersiz hissediyor olabilirsiniz. Birine yardım ettiğinizde onu da yetersiz görüyorsunuz.

Yardım istediğinizde kendinizi yargılıyorsanız, bir başkasına da yargısızca yardım edemezsiniz. Belki de ilişkideki “yardım eden” kişi olarak kendinize değer biçiyorsunuz. Sizin değerinizin bu olduğunu düşünüyorsunuz.

Yardımlaşma karşılıklı ve yargısız olmadığı sürece gerçek bir güven ilişkisinden bahsedilemez.

7- Diğergamlık – İyi niyetime güvenerek bana açık davranıyor musun?
Ancak benim sözcüklerim, niyetim, davranışlarım hakkında iyi niyet besliyorsan ve daha sonra benimle iletişime geçiyorsan ilişkimiz güvenlidir.

Bir konuda hatalı davrandığımda, bir şeyi unuttuğumda, benimle ilgili iyi niyetli bir varsayımda bulunmanı beklerim. Örneğin; “Dün annemin ölüm yıldönümüydü ve benim için gerçekten zor bir gündü. Geçen ay bununla ilgili konuşmuştuk ve gerçekten aramanı isterdim. Bana ne kadar değer verdiğini ve böyle şeyleri önemsediğini de biliyorum. Ne hissettiğimi sana söylemek istedim.”

Güvenli bir ilişkide olan kişilerin birbirlerinin telefonlarını açmamak, e-postalara veya mesajlara cevap vermemek, surat asmak, küsmek, veya patlamaya uygun an kollamak yerine bu şekilde karşıdakinin iyi niyetinden emin şekilde kendilerini ifade etmeleri beklenir.

Videonun tamamını orijinal haliyle YouTube kanalımda veya web sitemde ilham veren videolar bölümünde bulabilirsiniz.

Ne dersiniz?

İlişkilerinizde ne kadar güvenilir ve güvendesiniz?

Bu yazı çocuğunuzla güvenli bir ilişkide olmakla ilgili size neler düşündürdü?

Peki ya eşinizle? Ya da arkadaşlarınızla? Veya kendi anne, babanızla?

Benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

İçten sevgilerimle…

21 Günde Daha Mutlu Bir Aile
Bu video Avustralyalı ebeveynlik uzmanı Dr. Justin Coulson’un 2018’deki Mutluluk ve Sebepleri Konferansı’ndaki konuşmasından. Türkçe çevirisi veya altyazısı olmadığı için sizinle konuşmasının ana başlıklarını paylaşmak istedim.
 
Dr. Justin Coulson “Çocuklarımız doğduğunda çok mutluyuzdur. Ancak birkaç gün ya da hafta içinde mutluluk seviyemiz düşmeye başlar ve çocuklar 16 yaşlarına geldiğinde mutluluk seviyemiz yerlerdedir. Ben böyle bir aile istemiyorum; daha mutlu bir aile istiyorum”. Diyor ve daha mutlu bir aileye ulaşmanın sırrını Avustralya’da 1000 aile ile yaptığı araştırma sonucunda vardığı 3 ana prensibe bağlıyor.
 

Birinci Prensip: SEVGİ – Çocuklar için sevgi “zaman” demektir. Gerçekten çocuklarınıza zaman ayırabiliyor musunuz? Çoğu zaman bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz ve sabahları evdeki diyaloglar “hadi, çantanı aldın mı? Çantan nerede? Dün akşam okuldan getirince nereye koydun? Hadi, ayakkabılar!! Ayakkabılarını giy!” vs şeklinde bir acele içinde geçiyor. Durup, görmeye ve çocukları dinlemeye ihtiyacımız var. Karşıdan karşıya geçerken durup bakıyoruz; çünkü geçen ağır metallerin altında ezilme riskimiz var. Çocuklarımızın da hayatlarında geçmekte olan ağır metaller var ve bazen bizim de onlarla olmamıza ihtiyaçları var böylece güven duygusu içinde o yolda kalabilirler. En azından yemek zamanlarında bir arada olup, durup, birbirinizi görüp, dinlemek bile çok büyük bir fark yaratabilir. Yemekte o gün içinde ya da hayatta mutlu olduğunuz, minnet duyduğunuz şeyleri birbirinize ifade etmek çok güçlü bir bağ kurucu olabilir.

İkinci Prensip: SINIRLAR – Çocuklar sınırlarımızı sürekli zorlayabilir. O noktada kuralları belirlerken bizim bu sınırı ya da kuralı koymaya niçin ihtiyaç duyduğumuzu anlatmak, bizi anlamalarını sağlamak, ve onların ihtiyaçlarını ve değerlerini görüp anlamak önemli. Sonunda kuralı uygulayacak sorumluluğu onların hissetmesini sağlamak da çok önemli. Bunu da yapmanın en etkili yolu sınırları koyarken takım halinde çalışmak. “Sen ne düşünüyorsun?” “Benim yerimde olsan bu konuda ne yapardın?” “Sen değil de; kardeşin bunu isteseydi ve yetki sende olsaydı nasıl yaklaşırdın?” gibi sorular farklı açılardan bakmalarını sağlar. Sınırlar konusunda “ya benim dediğim; ya hiç” ya da “benim evim, benim kurallarım” gibi yaklaşımlar işe yaramıyor. “Açıklamak”, bakış açılarını “Keşfetmek“ ve “Sorumluluk Vermek” gerekiyor.

Üçüncü Prensip: GÜLMEK – Anne babalık ciddi bir iş ve büyük bir sorumluluk; fakat bu sorumluluğun altında ezilip kalmak yerine eğlenmeyi hatırlamak, olayların içindeki komiklikleri fark edecek mizahi bakış açımızı kaybetmemek son prensip. Birlikte eğleneceğiniz gelenekler yaratın. Örneğin; her Cumartesi iki saatinizi birlikte geçireceğiniz ve yüksek maliyeti olmayan eğlenceli bir şey yapmaya ayırın, evinizde mısır patlatıp birlikte film seyredin. Kendi aile geleneğinizi yaratın. Gelenekler sıkıcı şeyler olmak zorunda değil. Her pazar ailece kahvaltı yapın ve bu kahvaltıları özel hale getirin. Müzik çok birleştirici bir eğlenme yöntemi. Çocuğunuzun sevdiği müziği yüksek sesle açın ve birlikte dans edin. Eğlenin.

 
Brene Brown: Kırılganlığın Gücü

Bréne Brown, dünyada en çok izlenen TED konuşmalarından biri olan bu konuşmasında diyor ki; “Daha çocuğumuz doğduğu gün onu kucağımıza aldığımız anda “şuna bakın, ne kadar mükemmel. Benim işim onu bu mükemmellikte tutmaya devam etmek“ diyoruz. Halbuki bizim işimiz bunu demek değil; bizim işimiz ona “mükemmel olmadığını biliyorum, sen bu dünyaya mücadeleye hazır halde geldin. Sevilmeye ve ait olmaya değersin ve bu benim işim demeliyiz.” diyor.

Mükemmeliyet çıtasını çok yukarı koyup hataların üzerini örtmek ya da yokmuş gibi davranmak yerine “nasıl düzeltebilirim” deme cesaretini göstermenin önemini vurguluyor.

Bunu yaptığımızda deneyimleyeceklerimizi şöyle sıralıyor:

  • Hayatta kendimizi ortaya koymak
  • Görünür olmak
  • Tüm kırılganlığımızla var olmak
  • Hiçbir garanti olmadığında bile tüm kalbimizle sevebilmek
  • Şükür / minnet duygusunu hissederek Mutluluğu deneyimlemek
  • “Yeterliyim” diyebilmek

Yeterli olduğumuzu hissettiğimizde hem çevremizdeki insanlara hem de kendimize karşı daha nazik ve şefkatli olabiliriz. Bağırmayı bırakıp dinlemeye başlayabiliriz.

Julie Lythcott-Haims - “Fazla Ebeveynlik” Yapmadan Başarılı Çocuklar Nasıl Yetiştiririz?

Bir tarafta çocuklarının hayatıyla, eğitimiyle, yetiştirilmesiyle çok ilgilenmeyen bir ebeveynlik modeli var; diğer tarafta da çocuklara zarar verecek derecede “Fazla Ebeveynlik” yapan bir model var. Bu modeldeki ebeveynler eğer çocuklarını her sıkıntıdan korumazlarsa, her olaya dahil olmazlarsa, her dakikalarını yönetmezlerse ve onları iyi bir üniversite veya kariyere yönlendirmezlerse; çocuklarının başarılı olamayacağını düşünüyorlar.

Çocukları bu şekilde yetiştirdiğimizde onları güvende tutuyoruz, yediriyoruz, içiriyoruz, doğru okullara gittiklerinden emin oluyoruz, doğru okullarda doğru sınıflara girdiklerinden emin olmak istiyoruz, doğru sınıflarda doğru notlar alacaklarını garantilemek istiyoruz, sadece doğru notlar almaları da yetmiyor, ödüller, övgüler, spor başarıları da kazansınlar istiyoruz, liderlik göstermelerini arzuluyoruz. Bunların hepsini kafamızdaki bir mükemmeliyet hayali için yapıyoruz. Çoğu zaman çocuklarımızın kişisel asistanı veya sekreteri gibi davranıyoruz. Bunları yaparken de geleceklerini mahvetmediklerinden emin olmak için zamanımızın büyük kısmını onları dürterek, kandırarak, onlara yardım ederek, ima ederek, dırdır ederek, onlarla pazarlık ederek geçiriyoruz.

Onlara “sadece mutlu olmanı istiyorum” diyoruz; fakat okuldan eve geldiklerinde çoğunlukla ilk sorduğumuz soru ödevleri ve notları hakkında oluyor ve yüzümüzdeki ifadeden onayımızın, sevgimizin, değerlerinin aldıkları iyi notlardan geçtiğini görüyorlar. Her geçen gün onları daha başarılı olmaları için ve daha çok çalışmaları için zorluyoruz. Sonunda liseye geldiklerinde; “neye ilgim var, hayatta ne yapmak istiyorum” diye sormak yerine; hangi üniversiteye nasıl girecekleri üzerine danışmanlık alıyorlar. Lisenin sonunda ise; tükenmiş, yorulmuş oluyorlar. “Hayat bunlara değecek mi” diye düşünüyorlar; bizlerse değeceğine eminiz; çünkü onlar için hayal ettiklerimiz gerçekleşmezse bir gelecekleri olmayacağından korkuyoruz; belki de “övüneceğimiz” bir gelecekleri olmayacağından korkuyoruz.

Fazla yardım ederek, fazla koruyarak, fazla yönlendirerek, fazla ellerini tutarak onları “kendilerine yetebilme” becerisinden mahrum bırakıyoruz. Kendine yetebilmek; davranışlarının yol açtığı sonuçları görmelerini gerektirir. Bunun için de çocukların daha fazla düşünme, planlama, karar alma, yapma, umut etme, baş etme, deneme & yanılma, hayal etme, ve hayatı kendileri için deneyimlemeyi tecrübe etmeleri gerekir. Bırakalım her şeyi kendileri mi yapsınlar diyorum? Hayır tabii ki öyle demiyorum. Fakat eğer notlar, ödüller ve övgüleri ileride iyi bir okula ve mesleğe girmek için çocukluğun amacı olarak görürsek; bu çocuklarımız için başarının çok dar bir tanımı olur diyorum. Fazla yardım ederek onlara belki kısa vadede bir şeyler kazandırırız; ancak uzun vadede “benlik” duygularını çalmış oluruz.

Üzerinde daha fazla çalışmamız gereken şey; onlara nereye giderlerse gitsinler başarılı olabilecekleri alışkanlıkları, düşünce şeklini, zindeliği kazandırmak. Notlarıyla daha az ilgilenip başarının temelini oluşturacak sevgi ve ev işlerini onlara çocuklukta vermemiz gerekiyor.

Evet, ev işleri diyorum. İnsanlar üzerinde en uzun vadeli çalışma olan Harvard Grant Study diyor ki; hayattaki profesyonel başarı çocukken ev işleri yapmaktan geçiyor. Ne kadar erken başlarsan o kadar iyi. Altındaki düşünce şekli şu: 1) Yapması tatsız olan fakat yapılması gereken işler var. Bunu yapan ben de olabilirim. 2) Bütünün iyileşmesi için ben nasıl katkımı sunabilirim?

Mutluluk insanları sevmekle başlıyor. Önce kendilerini sevmezlerse başkalarını sevemezler. Biz onlara koşulsuz sevgimizi vermezsek de kendilerini sevmeyi öğrenemezler.

O zaman ne yapmalıyız? Çocuklarımız okuldan, bizler de işten eve geldiğimizde teknolojiyi kapatıp, telefonlarımızı ortadan kaldırıp gözlerinin içine bakarak;  saatler sonra onları görmekten duyduğumuz mutluluğu yüzümüzde görmelerine izin vererek “Günün nasıl geçti?”, “Bugünle ilgili en çok neyi sevdin?” diye sormalıyız. Biz sınavının nasıl geçtiğini merak ediyor olsak da; “öğle yemeğini sevdim” diye cevap verirse; onun verdiği cevapla ilgilendiğimizi göstererek “öğle yemeği hakkında harika olan neydi?” diye konuşmayı devam ettirmeliyiz. Bizim için not ortalamaları yüzünden değil; “insan” olarak değerli olduklarını bilmeliler.

Yukarıda yazanlar New York Times en iyi satanlar listesine girmiş “Bir Yetişkin Yetiştirmek” kitabının yazarı Julie Lythcott Haims’ın “Fazla Ebeveynlik Yapmadan Başarılı Çocuklar Nasıl Yetiştiririz” konulu TED konuşmasından yaptığım çeviri metni.

Lythcott-Haims diyor ki; “İtiraf etmeliyim ki; şimdi ergen olan 2 çocuğum var ve bir zamanlar ben de onlara birer küçük bonzai ağacı gibi davranıyordum. Onları kırparak, budayarak, ve mükemmel bir insan formunda şekil vererek yetiştirebileceğimi düşünüyordum. Daha sonra binlerce çocukla çalıştıktan ve kendiminkileri büyüttükten sonra öğrendim ki; çocuklarım bonzai ağaçları değiller. Onlar bilinmeyen bir cins ve türden gelen yaban çiçekleri. Ve benim işim onlara geliştirici ortamı sunmak, sevgi ve sorumluluk vererek onları güçlendirmek. Böylelikle başkalarını sevebilirler ve sevgi görebilirler. Üniversite, seçecekleri alan ve kariyer onlara kalmış. Benim işim onları benim olmalarını isteyeceğim insana dönüştürmek değil; onları kendilerinin muhteşemliğine dönüşürlerken desteklemek.”

Konuşmanın Türkçe alt yazısına rastlayamadığım için olabildiğince büyük kısmını çevirerek aktarmak istedim.

Sevgilerimle.

Dr. Shefali Tsabary - Duyarlı Ebeveynlik - Çocuklar Uzantınız Değil

Dr. Shefali’nin öncülüğünü yaptığı Duyarlı Ebeveynlik yaklaşımı, çocukları kendi uzantımız olarak algıladığımızda tüm duygusal yükümüzü onlara yüklediğimizi söylüyor. Duyarlı ebeveyn; çocukların kendi ilgi alanları, ruhları olduğunu ve bireysel özgür fikirlerini ifade etmeleri gerektiğini bilir. Çocukların ailenin mülkü olmadığını anlar.

“Çocuklar bizim kukla gibi, herhangi bir ürün gibi, sahip olabileceğimiz, kontrol edebileceğimiz, hükmedebileceğimiz varlıklar değiller. Böyle görmeye başladığımız anda; her şeyi mahvetmeye başlıyoruz” diyor Dr. Shefali.

Yukarıdan aşağı doğru talimat vermek yerine, duyarlı ebeveyn, egosunu ve kafasındaki “mükemmel çocuğu” yaratma isteğini bir kenara bırakır. Duyarlı anne-babalık ulaşılan bir mertebe değil; hiç bitmeyen bir yolculuktur. Sürekli devam eden bir gelişim halidir.

Bruce Feiler – Aileniz İçin Agile Programlama

Bruce Feiler’in radikal bir fikri var: Modern aile yaşantısının stresiyle başedebilmek için, agile uygulayın. Agile yazılım programcılığından esinlenen, Feiler, esnekliği, aşağıdan yukarıya fikir akışını, sürekli geri bildirimi ve sorumluluğu cesaretlendiren aile uygulamalarını tanıtıyor.

Feiler, mutlu bir aile olmak için yapmamız gerekenleri bu sistemden yola çıkarak aşağıdaki 3 başlıkta topluyor.

  1. Sürekli adapte olun – ESNEKLİK
  2. Çocukları kendilerini ilgilendiren kararlar konusunda YETKİLENDİRin
  3. Hikayenizi paylaşın. Pozitif aile hikayeleri çocuklarda AİDİYET temelini güçlendiriyor ve özgüvenlerini arttırıyor.
 
Justin Coulson – How to Raise an Independent, Free Thinking Child

Etkili Anne-Baba eğitimlerimizde kurmayı hedeflediğimiz ebeveyn – çocuk ilişkisini gösteren muhteşem bir video.
Güç kullanımı direnç yaratır. Fakat iyi ilişkiler özerkliği inşa eder. Bu da aramızdaki güveni arttırarak çocuğumuz üzerinde büyük bir etkimiz olmasını sağlar.
GÜVEN = ETKİ

Dr. Shefali Tsabary – How To Love Your Child The Right Way

Çocuğun kendisini daha iyi hissetmek icin daha fazla olmaya ihtiyacı yok
Kendilerini yargılarla, etiketlerle, mevkilerle, maddiyatla ilişkilendirecek egoist istekle dünyaya gelmediler
Çocuklar oldukları gibi kendilerini iyi hissedebiliyorlar
Onlar bütünlüğün en basit hali
Ve biz bunu onlardan çalıyoruz
Birini gerçekten sevmek onu olduğu gibi sevmektir
İçinde sen olmadan
Seni geri sevmek zorunda değil
Sana ihtiyaç duymak zorunda değil
Seninle aynı fikirde olmak zorunda değil
Sana bağlı kalmak zorunda değil
Şimdi çocuğunuzu olduğu gibi sevmeyi deneyin
KOŞULSUZ SEVİN

Simon Sinek – Our Phones Are Ruining Our Relationships

Telefon bağımlılığı hem çocuklarımızın hem gençlerin ve yetişkinlerin psikolojik sağlığını tehdit ediyor.
Alarm vermenin zamanı geldi de geçiyor bile.
Aileler olarak müdahele etmemiz ve kontrolsüzce telefon ekranına bakmalarına engel olmamız gerekiyor. Daha küçükken sınır koymak, biraz daha büyüyünce değerler çerçevesinde telefonun nasıl kullanılması gerektiğini öğretmek ve tabii ki model olmak doğru olacaktır.

Gülşah Bastıyalı Uzunlar – Bağımsız Çocuk Yetiştirmek

Çocuklarımızın bizlere bağlı olmaları; fakat aynı zamanda bağımsız hareket edebilme, kendi kararlarını alabilme ve sorunlarını çözebilme becerisine sahip olabilmeleri çok önemli.

Bağımsız çocuk yetiştirmek için;

✅ güvenli bağlanmayı anlayın ve gerçekleştirin

✅ özerkliğine saygı duyun

✅ kendi yapmasına izin verin

✅ bireyselliğini destekleyin

✅ seçim yapmasına olanak verin

✅ kendi çözümlerini üretmesini öğretin

✅  kendi sorunlarını çözmesi için geride durun

✅ deneyimlemesi için alan açın

✅ yanılmasına izin verin

✅ kendi davranışlarının sonuçlarını görmesini sağlayın

✅ sorumluluk verin

✅ hayatın gerçeklerini paylaşın

✅ negatif durumlarla baş etme becerisi edindirin

✅ kendi sorun çözme becerinizle örnek oluşturun

✅ serbest oyun oynaması için zaman verin

✅ aile içi kuralları demokratik bir ortamda belirleyin

✅ kurallara siz de uyun

✅ sınırlarına saygı gösterin

✅ duygularını anlamak için yargısızca dinleyin

✅ duygularını kabul edin

✅ isteklerini ve ihtiyaçlarını ayırt edin ve dinleyin

✅ empatiyi öğretin

✅ koşulsuz sevin

✅ kendi yolunu bulması için destekleyin

✅ yolu çocuğa değil; çocuğu yola hazırlayın

Bu yazıyı paylaş