Altı Tanıklık Boyutu

doğan cüceloğlu - 6 tanıklık boyutu

Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız, Geliştiren Anne Baba kitabında altı tanıklık boyutundan bahsediyor. Her biri kutsal birer emanet olan çocuklarımızı yetiştirirken çok çok önemli olan herbir boyutu nasıl gerçekleştirebileceğinize dair örnekler vererek açıklamak istedim.

1. Önemseniyor muyum? Çocuklar müthiş bir potansiyelle dünyaya geliyorlar. Onlara bu potansiyellerini ortaya koyabilecekleri alanları açıyor muyuz? Yoksa engel olarak bu muhteşem potansiyelin körelmesine mi sebep oluyoruz? “Çocukların dünyayı keşfetmesine ilgi duyan ve onlara bu fırsatı veren bir ortam, çocuklar için en sağlıklı gelişim ortamıdır.” Önemli olan onların doğal olarak getirdikleri öğrenme, keşfetme merakını desteklememiz, bu konuda var olan potansiyellerini daha da parlatmaları için onlara rehberlik etmemiz. Bunu nasıl yapacağız diye sorarsanız; 

• Dünyaya onların gözünden bakmaya çalışarak, eline alıp incelediği bir şeyi sadece “dur sen kırarsın” deyip elinden almadan, yanına oturup incelemesine izin vererek, ne olduğunu, ne işe yaradığını anlatarak, belki onun yaratıcı beyni onu bambaşka bir amaçla kullanmayı düşündüğünde, “hayır, o işe yaramaz, ne kadar saçmaladın, hiç olur mu öyle şey” demeden, yaratmasına izin vererek ve sonuna kadar dinleyerek. 

• Yeni şeyler görüp keşfettiğinde heyecanına katılmak da bir yöntem. Merakla bahçede yürüyen bir böceği izlediği zaman “ay ay ay çekil oradan, yaklaşma” demeyip “hmmm ne yapıyormuş bu böcek?” üzerine bir sohbet başlatabilirsiniz. “Nereye gidiyor sence?” “Evi nerede olabilir?” “Başka arkadaşları da olabilir mi bahçede? Hadi arayalım!” gibi. “Of ne büyüttün, sadece bir böcek işte, boşver de gel yemeğini ye” demeden. Bütün bunlar birer seçim. Onun dünyasına dahil olup, onun deneyimlerini, keşiflerini önemsemeyi seçtiğiniz zaman çocuk da kendinin, fikirlerinin ve deneyimlerinin önemli olduğu inancını taşıyor. Daha çok deneyim yaşamak için istekli, hevesli olup hayata karşı merakını koruyor. 

2. Kabul ediliyor muyum?Çocuklar dünyaya geldikten itibaren altı saat içinde güvende olup olmadığının, kabul görüp görmediğinin cevaplarını sezgileriyle hissetmeye başlıyor. “Yeni doğmuş çocuk sesinin tonundan, tınısından, onu kucaklayışından annesinin babasının duygularını hisseder. Nasıl bildiğini bilmez, ama sezgileriyle bilir. Onu aldatmanız mümkün değildir. Meme emerken annesinin gözünün içine bakar. Gözünde sevgi, şefkat, huzur mu, yoksa gerginlik, kaygı, öfke mi olduğunu çocuk hisseder.” Bu kadar minikken sezgileriyle her şeyi hisseden bebek sizce büyüdükçe, bazı davranışlar gösterip sizin yüzünüzden tepkinize baktıkça yüz ifadenizden, ses tonunuzdan, cümlelerinizden hangi mesajları alıyor? Sürekli varlığı kabul edilip onaylanıyor mu? Yoksa ötekileştiriliyor mu? Çocuk hayata bakış açısını oluştururken bunların cevabını arar ve hisseder. Ve sonucunda da bir inanç geliştirir. Kendi kendine şunu diyebilir: “Sadece anne babamın istediği gibi davrandığımda kabul görüyorum ve onaylanıyorum veya ne yaparsam yapayım onların beklentilerini karşılamıyorum.” Veya ona davranışlarının, dış görünümünün ötesinde kabulle yaklaşıyorsanız “Ben her şekilde, olduğum gibi iyiyim, güzelim, yeterliyim” de diyebilir. Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Çocuğumuzun hata yapmasına izin vererek; hataların insan olmanın bir parçası olduğunu göstererek.Kendi hatalarımızda da hatamızı sahiplenip sorumluluk alıp bunu ifade edip modelleyerek.

Yanlış bir davranış yaptığında bunu kişilik boyutunda eleştirmeyip sadece davranış boyutunda açıklayarak. Diyelim ki büyük çocuğunuz kardeşine vurdu, “sen ne kadar sevgisiz bir çocuksun, ne yaptı sana bu küçücük çocuk?” filan diye azarlamaya başlamadan, onu özel bir alana davet ederek sevgiyle sohbet ederek, anlamaya çalışarak, duygusunu şiddetle ifade etme davranışını yanlış bulduğunuzu, bunu yapmaması gerektiğini; ama onu hata yapsa da çok sevdiğinizi, sizin ona rehberlik etmek için her zaman yanında olacağınızı anlatabilirsiniz. “Senin çok şefkatli bir abla / abi olacağına ben inanıyorum. Sana güveniyorum. Seni çok seviyorum.” gibi cümlelerle onun özünü kabul ettiğinizi, potansiyeline güvendiğinizi ifade edebilirsiniz.

Çocuğunuzun bulunduğu veya sizi duyabileceği ortamda konuştuklarınızın farkında olarak. “Ablası kitaptan başını kaldırmaz, bizim küçük yok sevmiyor okumayı. Zorla 2 sayfayı zor okutuyorum.” veya diyelim ki çocuğunuz çok esmer, kara kaşlı, kara gözlü. Siz “Ay bayılıyorum böyle sarışın beyaz tenli renkli gözlü çocuklara. Bizimki olmadı öyle, ne yapalım!” gibi bir cümle kurarsanız çocuk kıyaslandığını, yetersiz olduğunu, beğenilmediğini, onaylanmadığını, farklı olsaydı sizin onu daha çok seveceğinizi hisseder. Böyle şeyleri aslında cümlelerle ifade etmeseniz bile içsel olarak ne hissettiğinizi, çocuğunuzu olduğu gibi kabul edip etmediğinizi çocuk hisseder. Kendini olduğu gibi kabul edilmiş hisseden çocuk huzurlu, umutlu ve mutlu biri olarak gelişmeye devam eder.

3. Değerli miyim?Her çocuk anne-baba için değerlidir; ama değerli gördüğünüzü, kendi varlığıyla özel ve biricik olduğunu ona hissettiriyor musunuz? “Aile içinde kendine değer verildiğini sezen çocuklar bedensel ve ruhsal olarak gelişmeye başlar. Bir insanın değeri diğer insanlarla ilişkileri içinde oluşur ve gelişir. Elin beş parmağı gibi… Orta parmak daha uzun olabilir; ama daha değerli değildir. Elin parmaklarının her biri kendine özgü bir değer taşır ve birlikte muhteşem bir ekip oluştururlar. Her bir parmak, bu muhteşem ekibin bir üyesi olarak eşsiz ve değerlidir. Çocuğunuza “ister serçe parmak, ister baş parmak, ister orta parmak ol, ekibin vazgeçilmez bir parçasısın, senin yerin doldurulmaz” duygusunu yaratırsanız, çocuk hem kendini değerli hisseder hem de “biz bilinci” içinde yaşamın bir ekip işi olduğunu anlamış biri olarak yetişir.” Bu duyguyu çocuğunuza daha fazla hissettirmek için;

Ailenizin bir bütün olduğunu ve onun da bu bütünlük içinde eşsiz biri olduğunu ifade edin. Bunu ifade etmek için aile etkinlikleri harika fırsatlar sunar. Örneğin sahilde hep birlikte kumdan kale yaparken herkesin bir görevi olabilir, biri denizden su taşır, biri kovalara kum doldurur, biri çukur açar; biri süslemek için deniz kabukları toplar vb. bu görevler rotasyonla değişebilir. Sonunda ortaya çıkan eserle gurur duyabilirsiniz. Ve ailedeki herbir kişiye “senin katkın olmadan bunu böyle yapamazdık” diyebilirsiniz. Bu etkinlikler kutu oyunları, birlikte sofra hazırlamak, yemek yapmak, alışverişe gitmek her şey olabilir. Yeter ki; çocuk kendini bir bütünün vazgeçilemez bir parçası olarak hissetsin.

4. Güveniliyor muyum?Çocuğunuza içten gelerek gerçekten güvenirseniz; kendisine güvenir ve güvenilir biri olma yolunda gelişim gösterir. Doğuştan muhteşem bir potansiyelle dünyaya gelmiş olan çocuğunuz sizin o potansiyele temeldeki inancınız ve bilinçli rehberliğiniz sonucunda hatalarından ders almayı, doğruyu yanlıştan ayırmayı, kendini, zamanını ve ilişkilerini yönetmeyi öğrenir. Bunu nasıl yapabileceğinize gelince;

Ona sürekli bir şey bilmeyen, beceremeyen, elinden bir iş gelmeyen, aciz bir kişi gibi değil; yapabilen ve öğrenebilen bir birey olarak davranarak. Örneğin; “ama ben bunu yapamam ki!” gibi bir cümle kurduğu zaman konunun ne olduğuna göre “henüz yapamıyor olman, yapamayacağın anlamına gelmez. Öğrenerek, denemeye devam ederek yapabilirsin” ya da yine konuya göre “biraz daha büyüdüğün zaman kolaylıkla yapabileceksin” diyebilirsiniz.

Seçimleri ona bırakarak ona güvendiğinizi hissettirebilirsiniz. Ne giyeceğine, ne yiyeceğine, neyi sevip sevmediği konusundaki seçimlerine güvenmek küçük yaşlardan itibaren çok önemli. “Bu kazaklardan hangisini giymek istersin?”, “Bu sabah yumurtanı nasıl istersin?”, “Ekmeğine bal mı; tahin pekmez mi sürmek istersin?” vb.

Sorumluluk vererek. Örneğin 3 yaşında kendi tabağını masaya taşımasına izin vermek, sofrayı birlikte hazırlamak, oyuncaklarını toplamak gibi. Bu sorumluluklar yaşı büyüdükçe evdeki iş bölümüne göre değişebilir.

Kararlarına saygı duyarak güvenilir olduğunu hissettirebilirsiniz. “Doydum” deyince daha fazla yemeye zorlamayarak, “bu oyuncakla oynamak istiyorum” dediği zaman “aaa ama bak bu daha güzel” demeden saygı duyarak.

Yapamadıklarına değil; yapabildiklerine odaklanarak. Yapamadıklarını sürekli çocuğunuzun yüzüne vurmak yerine, yapabildiklerini fark ederek, ifade ederek, destekleyerek.

Çözüm üretmek konusunda ona alan açarak. Bir sorun karşısında hemen ona yardım etmek yerine; kendisinin kafa yormasına, alternatif çözümler üretmesine fırsat vererek.

“Öğretmenim bana kızdı” dediğinde; “Kim bilir sen ne yaptın yine” demeden açık yüreklilikle, güvenle onu dinleyerek. “Güvenilen çocuk, güvenen ve güvenilen bir yetişkin olur; huzurludur, güler yüzlüdür, umut dolu ve mutludur.

5. Sevilmeye Değer miyim? Çocuğun doğumdan itibaren en çok ihtiyaç duyduğu şey sevildiğini hissetmesidir. Dokunuş, göz göze bakış, gülümseme, konuşma, kucaklama, okşama, sarılma, öpme çocuğun gelişiminde yeri doldurulamayacak sevgi ifadeleridir.

Sevgi ilgiyle başlıyor. Çocuğunuzla sevgiyle mi yoksa mecburen mi ilgilendiğinizi çocuğunuz hisseder. Onunla beraberken şefkatle varlık göstermek, oynarken telefonunuza bakmadan birlikte geçen zamanınıza konsantre olmak, zamanın nasıl geçtiğini anlamadan birlikte keyif almak sevgiyle ilgilendiğinizi gösterir.

Çocuğunuzun potansiyelini gerçekleştirmesi için ona rehberlik edecek bilginiz olup olmadığını sorgulayarak, anne-babalık yolculuğunda kendinizi sürekli geliştirmeye, yeni şeyler öğrenmeye çalışmanız da ona verdiğiniz sevginin çok önemli bir göstergesi.

Çocuğunu sevilmeye değer gören bir ebeveyn onun kendinden bağımsız yetişmesine çalışır. Doğru zamanlarda doğru miktarda özgürlük alanı açarak sevgisini fazla sahiplenme ve denetimle değil; saygıyla ve güvenle gösterir.

Çocuk yetiştirmek büyük emek gerektiriyor. Çocuklarını geliştirmek isteyen ebeveynler bu emeği vermeye hazır ve isteklidirler. Bunu yük gibi görmezler ya da hayatlarına anne baba olmadan önceki gibi devam edemeyeceklerini bilerek çocuklu hayata belirgin ölçüde adapte olmak için çaba gösterirler. “Çocukluğunda doya doya sevilmiş, anne-baba sevgisine doymuş çocuk sakin, bilinçli, huzurlu, güler yüzlü, güvenen ve haline şükreden bir yetişkin oluyor.

6. Saygıya Değer miyim?Hepimiz hem bağımsız hem de ait olmak isteriz. İlişkilerde ait olmak ve birey olmak arasındaki denge yaşamın en temel olgularından biridir. Ve anne-baba olarak bunun dengesini ayarlamak, çocuk gelişiminin en temel boyutlarından biridir.” Sevgili Doğan Cüceloğlu’nun altı tanıklık boyutunun sonuncusu olan çocuğu saygıya değer görmek demek onun bireyselliğini tanımak ve onunla bağlantıda kalırken aynı zamanda da özgürleşebileceği alanı açmak demek. Bu yapılmadığı zaman çocuk bir birey olarak saygı görmediğini hissediyor, ona sürekli “bırak senin yerine ben yapayım” dendiği zaman çocuk “çünkü sen yapamazsın, yeterince iyi yapamıyorsun” mesajını alıyor.

Bebeklikten başlayarak bu konuda farkındalıkla atılabilecek pek çok adım var. Çocuğunuzun gelişimini dikkatle gözlemleyerek ona yapabileceği şeyleri yapması için fırsat yaratmak kendini saygı duyulan bir birey olarak hissetmesi yolunda çok önemli. Kendi beslenmesi, zamanla kendi kararlarını vermesi, kendi seçimlerini yapması, düşünce kendi kalkması, sorunlara çözüm üretmesi, ailenin içinde fikirlerinin dinlenmesi, önemsenmesi, ödevlerini kendi yapması gibi konularda farkındalıkla geride durmak ve bunu da şefkatle, güvenerek, desteğinizi hep hissettirerek yapmak çok kıymetli.

Çocuğumuzu hayata hazırlamak yolunda bu altı tanıklık boyutunu gözeterek onu geliştirmeye odaklı yetiştirmenin anne-babalar olarak en önemli görevimiz olduğunu düşünüyorum.

Siz neler düşünüyorsunuz?

Bu konulardan hangisinde en çok zorlanıyorsunuz?

Ya da hangisi en doğal ve kolay geliyor size çocuk yetiştirirken?

Benimle paylaşırsanız çok sevinirim. İçten sevgilerimle…

Bu yazıyı paylaş