Kategori: Pozitif Ebeveynlik

Ağlayınca Ne Olur?

Bir süredir ağlamakla ilgili anketler yaptım.

İlk sorum olan “Çocuğunuzun ağlamasına hiç kıyamayanlardan mısınız?”a 500’den fazla yanıt aldım bunun %82’si biraz ağlayabilir, %18’i hiç kıyamam oldu. Peki anneanne, babaanne ve dedeler bu konuda ne diyor diye sorunca %83 ağlatma diyor, %17 beni destekliyor sonucu çıktı. Bizler ağlamanın doğal bir duygusal tepki olduğunu bilsek bile büyüklerimiz  kıyamıyor; hatta torunlarının biraz ağladığını gördüklerinde hemen her istedikleri olsun yeter ki ağlamasın diye hemen tüm yelkenleri suya indiriyorlar.

Bu yazıyı paylaş

Ailece Büyümek

Simon Sinek’in paylaştığı bu söze rastlayınca çok etkilendim. Aslında iş dünyasındaki takımlar için söylenen bu cümleyi toplumun en küçük takımları olan ailelerimize de çok uygun buldum.

Ben ailelerin de hayat akışında bir takım olarak fonksiyon göstermesi gerektiğine inanıyorum. Ailenin her bir üyesi kendini takımın vazgeçilmez bir değeri, önemli bir parçası olarak görüp, birlikte yaşanacak mutluluk ve huzur için çalışmaya motive hissettiğinde o aile ortamı nasıl deneyimlenir bir düşünsenize…

Bu yazıyı paylaş

İnsanın En Güçlü Tanığı Kendisidir

Bir önceki yazımda Altı Tanıklık Boyutu’ndan bahsetmiştim. Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız altı tanıklık boyutunu açıkladıktan sonra ekliyor: “İnsanın en güçlü tanığı kendisidir”. Peki bu ne demek?

Şöyle ki; her insan en yakınları tarafından altı tanıklık boyutunda tanınmak, görülmek, kabul edilmek, önemsendiğini, değer verildiğini, sevilmeye, sayılmaya değer olduğunu bilmek ister. Bu her yaşta hepimizin ihtiyacı. Bir aile içindeki kişiler bizim en güçlü tanıklarımız olur. Çocuklar için anne-babaları, eşler için birbirileri ve çocukları olabilir en güçlü tanıklar. Yıllar içinde hayranlık duyduğunuz, rol model aldığınız başka kişilerin tanıklıklarını da çok önemseyebiliriz. Yaptıklarımızın, olduğumuz insanın görülmesini, takdir edilmesini, kabul edilmesini istemek kadar doğal bir ihtiyaç yoktur ilişkilerde. İnsan olmanın temelinde bu vardır.

Bu yazıyı paylaş

Altı Tanıklık Boyutu

Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız, Geliştiren Anne Baba kitabında altı tanıklık boyutundan bahsediyor. Her biri kutsal birer emanet olan çocuklarımızı yetiştirirken çok çok önemli olan herbir boyutu nasıl gerçekleştirebileceğinize dair örnekler vererek açıklamak istedim.

1. Önemseniyor muyum? Çocuklar müthiş bir potansiyelle dünyaya geliyorlar. Onlara bu potansiyellerini ortaya koyabilecekleri alanları açıyor muyuz? Yoksa engel olarak bu muhteşem potansiyelin körelmesine mi sebep oluyoruz? “Çocukların dünyayı keşfetmesine ilgi duyan ve onlara bu fırsatı veren bir ortam, çocuklar için en sağlıklı gelişim ortamıdır.” Önemli olan onların doğal olarak getirdikleri öğrenme, keşfetme merakını desteklememiz, bu konuda var olan potansiyellerini daha da parlatmaları için onlara rehberlik etmemiz. Bunu nasıl yapacağız diye sorarsanız; 

Bu yazıyı paylaş

Doğan Her Bir Çocuk Kutsal Bir Emanet

Sevgili Doğan Cüceloğlu Hoca’mız diyor ki; doğan her çocuk kutsal bir emanet, bunun farkına vardığımız zaman, onların içindeki müthiş potansiyeli de fark ettiğimizde vebalinin farkına varırsın ve elinden geleni yaparsın. Bu sana bir yük getirmez; bu senin hayatına şükür duygusu getirir. Görevinin farkına vardığın andan itibaren dersin ki “şükürler olsun, her türlü eziyeti çekerim; ama iyi ki varlar. Elimizden gelenin en iyisini yapacağız”.

Yukarıdaki cümleleri onun bir röportajından dinleyerek yazdım. Videosunu da paylaşacağım. Ama bu sözler üzerine biraz birlikte düşünmeye davet etmek istiyorum sizleri.

Bu yazıyı paylaş

Yeni Nesil Ebeveynlik

Uzun bir aradan sonra tekrar merhaba 🙂 Hepimiz bir ya da birkaç ebeveynlik tarzına maruz kalarak büyüdük, sonra kendimiz anne baba olduk ve baktık ki bazı şeyler eskisi gibi değil. Uzmanlar yeni şeyler diyor, kitaplar öyle olmaz, böyle yapın diyor. Doğal olarak kafalarımız karışık. Yeni nesil ebeveynlik anlayışında neler öne çıkıyor bir toparlamak istedim.

  • Duygularını ifade etmesini sağlayın – bunun için biraz davranışların altında yatan duyguyu okuma konusunda pratik yapmamız gerekiyor. Etkin dinleme de bunun en iyi yöntemi. Eğer çocuğumuzun bize yapışmasını davranıştan öte hangi duyguyla gerçekleştirdiğini görebilirsek o davranışa bakış açımız ve verdiğimiz tepki değişir. Onun duygularına rehberlik ettikçe, önce kendi duygusunu kendisinin anlamlandırmasına ve sonrasında da ifade etmesini sağlayabiliriz. Böylece çocuk kendini; sağlıksız değerlendirdiğimiz davranışlarla ortaya koymaktan vazgeçecek ve doğru bir şekilde ifade etmeyi öğrenecek.
Bu yazıyı paylaş

Korkuyla Yüzleşmeye Cesaretin Var Mı?

“Gerçekten durup korkuyla yüz yüze gelme cesaretini gösterdiğin her deneyimde güç, cesaret ve güven kazanırsın” demiş Eleanor Roosevelt. Bu cümle; hem yetişkin halimizle bizler için, hem de çocuklarımız için geçerli diye düşünüyorum.

Sözü edilen yüzleşme; konfor alanından çıkmak için kendimizi zorlamayı içeriyor. Büyümenin ve gelişmenin ilk adımı her zaman konfor alanından çıkıp “korku alanına” girmeyi gerektiriyor.

Konfor alanımızda bildiğimiz ortamda kendimizi güvende hissederiz. Hayat belirgin, çevre ve insanlar tanıdıktır. Konfor alanından çıkmak için ilk adımı atmak bizi pek çok belirsizliğin olduğu “Korku Alanı”na sokar. Bu alandan konfor alanına dönmek için bahaneler üretebiliriz, başkalarının düşünceleri bizi kolayca etkileyebilir; çünkü konfor alanına dönmek kolay olandır. Beynimiz tanıdık olanı arar ve ister. Korku alanı kararlılıkla yolda kalmamızı gerektirir.

Bu yazıyı paylaş

Uzaktan Eğitimde Etkili Ebeveynlik

Geçenlerde bir arkadaşımla buluştum. Çocuğu 5. sınıfta özel okulda uzaktan eğitim görüyor. Bazı derslere girmek, dinlemek istemiyormuş ya da ödevlerini kendi sorumluluğunda oturup yapmıyormuş. “Hep benim zorlamamla, iteklememle, başında durmamla, “hadi” dememle yapıyor. Bu konu yüzünden uzaklaştık birbirimizden hep kavga ediyoruz. Ben çok yoruldum artık. ”dedi. Ve ekledi; “yazılarını okuyorum, çok da faydalı buluyorum; ama Gülşah olmuyor! Kendimi bağırırken, sinirimden ağlarken buluyorum. Ne yapıcam? Olmayınca ne yapacağız, onu da söyle!” dedi.

O kadar haklı bir tükenmişlik hali ki… Çok iyi anlıyorum.

Tüm anne babalar için gerçekten çok zor bir dönemden geçiyoruz. Bizler her anlamda stres altındayız. Evden çıkarak çalışıyorsak ve çocuklar evde uzaktan eğitim görüyorsa ayrı bir problem, evdeysek ve eğitimde başlarında duruyorsak ayrı bir problem… Çocuklar için rutinlerinden çıkmış olmak, arkadaşlarıyla görüşememek, evin içinde ekran başında durmak ayrı bir problem. Bu yeni duruma uyum sağlamaya çalışmak, dünyayı anlamlandırmak zaten yeterince zorken; bir de evdeki gergin ortam herkesi daha da sıkıyor kesinlikle.

Peki ne yapacağız?

Bu yazıyı paylaş

ÇOCUĞUM BENİ DUYSUN

Sakinleşmenin ve daha sakin kalmanın yöntemlerini konuştuk. Şimdiye kadar paylaştıklarımı uygulayıp işe yaradığına dair bana ilettiğiniz mesajlar için çok teşekkür ediyorum. 

Peki sakin kalarak çocuğunuza kendinizi nasıl duyuracaksınız? Şimdiye kadar “bağırmadan beni duymuyor” diye düşündüyseniz; söylemek istediklerinizi nasıl ileteceksiniz? 

  1. Önce ilişkiyi kurun: Hep söylediğim gibi ebeveynliğin %80’i kurduğunuz bağlantı. Çocuğunuzla sevgi, anlayış, kabul temelinde bir ilişki içinde olmak sesinizi duyması için ilk şart. Siz onu dinleyip, fikirlerine saygı duyuyorsanız; onun da size aynı şekilde yaklaşması çok muhtemel. 
Bu yazıyı paylaş

Daha Sakin Kalmak İstiyorum

Öfke konusundaki yazı dizimde gelelim sakin kalmanın yöntemlerine. 

  1. Sizi tetikleyen şeyleri bilin: Dünkü “Beni Neler Tetikliyor?” paylaşımda anlattığım gibi; öfke kontrolünün ilk adımı tetikleyen şeyleri teşhis etmek. Henüz sizi her defasında tetikleyen davranışları belirlemediyseniz lütfen paylaşımı tekrar okuyun ve bunları belirleyin. Eğer neyin tetiklediğini bilirseniz; önlemek için daha fazla şansınız olur. 
  1. Uyarın: Nelere sinirlendiğinizi belirlediğinize göre; bu davranışlar sergilenmeye başladığında çocuklarınızı henüz kızgınlık ölçeğinin 2. basamağındayken uyarabilirsiniz. Önceden ufak uyarılar vermek her zaman işe yarar. Örneğin; saat 20:30’da yatmaya gidilecek. “Hadi” demek için 20:30’u beklemek yerine; 20:15’te “çocuklar uyku saatine son 15 dakika, biraz daha oynayın; ama sonra oyuncaklarınızı birlikte toplayacağız ve uyku için hazırlanacağız.” diye bir uyarı verebilirsiniz. Sonra bu uyarıyı 10 dakika kala ve 5 dakika kala da yapabilirsiniz. Böylece çocukları hazırlamış olursunuz; çünkü hazırlamadığınızda hem sizin hem de onların açısından kriz çıkma olasılığı çok daha yüksek. Bu uyarıları her konuda yapmak mümkün, arkadaşlarının evinden ayrılmaları gerektiğinde, parktan çıkmadan, yemeğe oturmadan vs. Planları siz yapıyorsunuz, kararları alıyorsunuz, ve harekete geçiyorsunuz; ama onların da bunun bir parçası olmaya, haberdar edilmeye hakları var.
Bu yazıyı paylaş