ÇOCUĞUM BENİ DUYSUN

çocuğum beni duysun

Sakinleşmenin ve daha sakin kalmanın yöntemlerini konuştuk. Şimdiye kadar paylaştıklarımı uygulayıp işe yaradığına dair bana ilettiğiniz mesajlar için çok teşekkür ediyorum. 

Peki sakin kalarak çocuğunuza kendinizi nasıl duyuracaksınız? Şimdiye kadar “bağırmadan beni duymuyor” diye düşündüyseniz; söylemek istediklerinizi nasıl ileteceksiniz? 

  1. Önce ilişkiyi kurun: Hep söylediğim gibi ebeveynliğin %80’i kurduğunuz bağlantı. Çocuğunuzla sevgi, anlayış, kabul temelinde bir ilişki içinde olmak sesinizi duyması için ilk şart. Siz onu dinleyip, fikirlerine saygı duyuyorsanız; onun da size aynı şekilde yaklaşması çok muhtemel. 

  1. Yaklaşın ve koluna dokunun: Bir şey söylemek istediğinizde içerideki odadan bağırmayın; ya da telefona, televizyona bakarak uzaktan söylemeyin. Örneğin, çocuğunuz kendini kaptırmış oyun oynuyor; siz de ona 15 dakika sonra uyku zamanı olduğunu söyleyeceksiniz. (Bir önceki yazımda “uyarın” başlığındaki örnek). Öncelikle yanına kadar gidin, yüzüne bakın ve izin veriyorsa koluna ya da omzuna temas ederek konuşun. Kendinizi düşünün; evin, bahçenin diğer ucundan bağırıldığında hoşunuza gidiyor mu?
  1. Göz teması kurun: Yukarıdaki örneğin bir devamı olarak yaklaştığınızda mutlaka onun seviyesinde olarak göz teması kurun. Size bakmıyorsa sakince “bir saniye bana bakabilir misin lütfen, bir şey söylemem gerekiyor, sonra oyununa hemen devam edebilirsin” deyin ve dikkatini rica edin. 
  1. Dikkat dağıtıcıları kapatın: Bir yandan dikkatiniz televizyonda en sevdiğiniz dizideyken söylediğiniz şeyin etki etmesini bekleyemezsiniz. Ya da çocuğunuzun dikkati tablette, bilgisayardaysa mutlaka dikkatini çekmek durumundasınız. Bunu pat diye kapatarak “hadi bitti, artık yemek zamanı” şeklinde değil, o anlık sesini kapatarak ve yukarıda söylediğim şekilde dikkatini çekerek yapabilirsiniz. Eğer konuşmanın içeriği uzunsa o zaman dikkat dağıtıcı faktörlerin olmadığı, sessiz bir ortamda olduğunuza emin olun. 
  1. Doğru zamanda konuşun: Konuşmak istediğiniz şey için doğru zamanı kollayın. Örneğin sizi rahatsız eden bir konu var ve bu konu hakkında konuşmak istiyorsunuz. Kızgınlık ölçeğinde 2-3 seviyesinde olduğunuzu hissediyorsunuz. (bknz: Kızgınlık Ölçeği paylaşımı). Bu konuyu konuşmak için tekrar rahatsızlık duyduğunuz bir anı beklemeyin. Fakat çocuğun kendine ait bir işle çok meşgul olduğu bir anda odasına dalıp “hadi gel, seninle bir şey konuşmak istiyorum” da demeyin. Sakin, sorun olmayan bir ortamda, ikinizin de uygun olduğu bir zamanda konuyu açın ve konuşmaya başlayın. 
  1. Seçenekler verin: Çocuğa sizin sözünüzü dinlemesi için dayatmalar yapmayın. Seçenek verebileceğiniz bir konuysa seçenekler verin. Örneğin; “Odanı bugün sen temizler misin yoksa benim temizlememi mi istersin?”, “Odanı birlikte temizleyelim diyorum; ama sen bugün akşam üzeri mi yoksa yarın kahvaltıdan sonra mı uygun olursun?”, “Anneannene ziyarete gidelim diyorum; ama sen bu hafta sonu mu yoksa önümüzdeki hafta sonunu mu tercih edersin?”. Bu cümlelerde her seçeneğin sizin için kabul edilebilir olması önemli; sonuçta odası temizlenecek; ama siz mi o mu? birlikte ama ne zaman?, anneanneye gidilecek ama hangi hafta sonu gibi kararları çocuğa bırakarak kendi alanı, zamanı üzerinde söz sahibi olduğunu hissettirmiş oluyorsunuz. Bu arada çocukların odalarının sizin istediğiniz sıklıkta temizlenmesi de gerekmiyor. Burada örnek olması için yazdım. 
  1. Talep / Israr etmeyin: Sürekli bir şeyleri talep eder durumda olursanız da etkinizi yitirirsiniz. Mesela “Hadi odanı temizle!”, “Hadi çöpü çıkar” “Hadi bana yardım et”, vs.. Bunları çok söyledikçe bu işler yapılmaz. Siz de kendinizi sürekli tekrar ederken bularak sabrınızı yitirirsiniz. Talepkar olmamanın en iyi yolu iş bölümünü aile toplantılarıyla yapmak. Böylece herkesin sorumluluğu belirlenir. Fakat bu aile toplantılarında çocukların kendi iş bölümleri hakkında söz sahibi olmaları ve kendilerinin gönüllü şekilde sorumluluk almaları çok önemli. Bir sonraki toplantıda konunun takibini yapabilirsiniz. 
  1. Beklenmedik komik bir şey yapın: Çocuğunuzun dikkatini hiç çekemediyseniz; sizden beklemediği komik bir hareket yaparak çekmeniz mümkün. Artık bu sizin yaratıcılığınıza kalıyor biraz. Komik bir surat, aptalca bir dans, ışıkları açıp kapama, davul çalma vs.. Yeter ki mizah duygunuzu kaybetmeyin.  
  1. Ses tonunuza / vücut dilinize dikkat edin: Profesör Albert Mehrabian’ın 70’li yıllarda UCLA’de yaptığı araştırma gösteriyor ki; iletişimde ne söylediğinizden çok nasıl söylediğiniz önemli. İnsanlar sizi dinlerken ve söylediklerinizi algılarken %38 ses tonunuzdan, %55 vücut dilinizden fakat sadece %7 sözcüklerinizden etkileniyorlar. Yani “kızgın değilim” derken gözlerinizi telefondan ayırmıyorsanız, bedeniniz arkanızı döner gibi bir pozisyondaysa söylediğiniz cümle inandırıcı olmuyor. Eğer yakınına gelip, dokunarak, göz teması kurarak, yumuşak bir ses tonuyla “kızgın değilim” derseniz inandırıcı ve güven verici olabilirsiniz. 

Bunlar yine çok basit fakat çok etkili olacak bazı yöntemler. Sakin, etkili ve sağlıklı iletişiminizin devamını diliyorum. 

Bunları okumak sizde hangi duyguları oluşturdu? 

Sizi şaşırtan hangi maddeler oldu? 

Hemen uygulayabilirim dediğiniz maddeler var mı? 

Yok hiç uygulayamam dediğiniz maddeler hangileri? 

Benimle paylaşırsanız çok sevinirim. İçten sevgilerimle… 

Bu yazıyı paylaş