Kategori: Pozitif Ebeveynlik

Beni Neler Tetikliyor?

Daha sakin kalmanın yöntemlerinden ilki sizi tetikleyen şeyleri teşhis etmek. Bu yazıda en yaygın gördüğümüz örnekleri derledim. Tabii ki herkesin tetikleyici faktörleri farklı. Fakat her birimizin neler karşısında kızgınlık ölçeğinde tırmandığımızı keşfetmemiz gerekiyor. 

  1. Geç kalmak: Söz verdiğiniz her yere gecikiyorsunuz; çünkü evden çıkmak bir dert. Çocukları okula bırakacaksınız sonra kendi işinize yetişeceksiniz; ama yataktan bir türlü çıkmıyorlar, sonra kıyafet beğenmiyorlar, sonra kahvaltılarını oyalanarak ediyorlar, ayakkabılarını giymeyi red ediyorlar… bütün bunlarla mücadele ederken sizin bir gözünüz sürekli saatte, yine geç kaldınız!! “Hadi çocuğum, hadi yavrum, hadi dedim sana…” Ton giderek yükseliyor, derken bir bakmışsınız ölçekte 4-5’e gelmişsiniz bile. 
Bu yazıyı paylaş

Kızgınlık Ölçeği

Çocuğumla sakince iletişim kurmak istiyorum; ama birden kendimi bağırırken buluyorum ve sonrasında da suçluluk beni ele geçiriyor diyen tüm ebeveynler için yazı dizim devam ediyor.

Aslında kızgınlık genelde öyle birden bire gelmiyor; yavaş yavaş içimizde tırmanıyor ve birikiyor. Ve biz öfkemizin tırmanmanın hangi aşamasında olduğunu bilirsek; patlamayı engelleyerek daha sakince olaylara yaklaşabiliriz. Kızgınlık ölçeğinde seviyeler:

Kızgınlık ÖlçeğiBirinci Seviye: İyi ve rahat hissediyorum.

Kızgınlık Ölçeğiİkinci Seviye: Hala iyiyim ama bazı şeylerden biraz rahatsızım.

Kızgınlık ÖlçeğiÜçüncü Seviye: Vücudumda gerginlik hissetmeye başladım. Sinirlenmeye başladım. Birilerine söylenebilirim.

Kızgınlık ÖlçeğiDördüncü Seviye: Muhtemelen bağırıyorum. Vücudum gergin, dişlerim sıkı. Sinirliyim.

Kızgınlık ÖlçeğiBeşinci Seviye:  Bağırıyorum, kalbim hızlı çarpıyor, ellerim sımsıkı kapanmış. Çok sinirliyim.

Örneğin; çocuğunuz kardeşiyle salonda yerde oturarak sakince oyun oynadığı zaman hiç sorun yok. Hayat güzel, siz sakinsiniz. 1. seviyedesiniz.

Çocuğunuzun salonda kardeşiyle koşarak ve eşyalara çarparak gürültüyle oyun oynamasını sevmiyorsunuz. O şekilde oynamaya başladılar ve rahatsızlık duyuyorsunuz. 2. seviyedesiniz.

Bu yazıyı paylaş

Bağırmanın 3 Çeşidi

Geçenlerde yazdığım “Bağırmadan Beni Dinlemiyor” yazısına gelen mesajlar ve yorumlar üzerine bu konuda bir yazı dizisi yapmaya ve bu  konuyu derinlemesine ele almaya karar verdim. Önümüzdeki 4 gün boyunca sakin kalabilmenin ve çocuğumuza sesimizi bağırmadan duyurabilmenin yöntemleri üzerine paylaşımlar yapacağım.

Bugün bağırmak deyince ne anlıyoruz? Her ses yükseltme bağırmak mı sayılır? ya da Kabul edilebilir bağırmak diye bir şey var mıdır? diye düşünürken Bağırmanın 3 Çeşidi’ni incelemek istedim.

Bu yazıyı paylaş

Bağırmadan Beni Dinlemiyor

“Ebeveynlik yolculuğumun çok başında öğrendim ki; sesimi yükseltmek çocuklarımın benden korkarak bana itaat etmelerini sağlayabilir; ama onlara benden korkmaktan, hatalarını ve sorunlarını benden saklamaktan, ve kendileri kızgın veya üzgün olduklarında kendi seslerini yükseltmekten başka bir şey öğretmez.
Oysa sakince konuşmak; onları bana yaklaştırır, sakinleştirir, güven verir, ve küçük kulaklarını ve kalplerini benim sözcüklerime, düşüncelerime ve onlara vermek istediğim hayat derslerine açar.
Bu yazıyı paylaş

Çocuğunuz Sizden Farklı Olabilir Mi?

Hepimiz çocuklarımızın olabilecekleri en iyi eğitimli, en iyi huylu, en gurur duyacağımız insanlara dönüşmeleri hayalini taşıyoruz. Peki bu kafamızdaki fikirler, doğrular — olması gerektiğine inandıklarımız nereden geliyor? 

Birkaç yerden kaynaklı olabilir: 

  1. Kendimiz büyürken yapamadıklarımız, sahip olamadıklarımız,
  2. Anne babamızdan bize işlenenler,
  3. Çocuğumuz için her zaman en iyisini istediğimiz gerçeği.
Bu yazıyı paylaş

Çocuğunuz Hata Yapabilir Mi?

Çocuklarımıza hata yapma hakkını ne kadar veriyoruz?

Hata yaptıklarında onlara ne kadar kabulle yaklaşıyoruz?

“Olabilir” deyip teselli etmeye çalıştığımızda bile acaba gerçekten içimiz rahat mı? Yoksa gözlerimizde hayal kırıklığını görebiliyorlar mı?

Bence pek çoğumuz kafamızdaki mükemmel çocuk yetiştirme isteğiyle hataları tolere etmekte zorlanıyoruz. Ve çocuklar belli etmek istemesek bile o onaylamama bakışlarını hissediyorlar.

Bu yazıyı paylaş

Anneler Neden Suçlu Hisseder?

Annelerin çocuklarının gelişimindeki rolü, sorumluluğu çok büyük. Çoğumuz hatta belki hepimiz zaman zaman bu büyük sorumluluğun altında ezildiğimizi, bu kadar yükü kaldıramadığımızı hissediyoruz. Kendimizi sorguluyoruz, suçluyoruz, yetersiz hissediyoruz. Bu duygularla nasıl başa çıkacağımızı ayrı bir yazıda ele alacağım.

Öncelikle bize kendimizi suçlu hissettiren başlıklar neler? “En çok hangi alanlarda bu duyguyu hissediyoruz” diye düşündüm. Eminim sizin aklınıza bundan çok daha fazlası gelecektir. Onları da bizlerle paylaşırsanız çok sevinirim.

Bu yazıyı paylaş

Çocuğun Birey Olarak Varlık Göstermesi

Doğum sıvı bir çevreden hava bir çevreye geçilen radikal bir değişimdir. Bebek anneden ayrılır ve yeni bir kimlik ortaya çıkar.

Doğum öncesi anne ve bebek bir bütün. Dünyaya geldikten sonra ikisi için de yaşanan şok dönemi yeniden bağlanmayı gerektirir. Bağlanma iki varlık arasındaki çok yoğun ve yakın bir ilişki olarak tanımlanabilir. Bu bağ anneyi yoğun bir şekilde kendini çocuğa adamış hale getirir. Hatta bazen eşini ve kendi hayatını unutur. Anneliği doğru şekilde yapması gerektiğini düşünür.

Bağlanma sevgiyle inşa edilir. Yetişkinin çocuğa ne kadar şefkatle müdahil olduğu, ona bir birey olarak ne kadar şefkatle yanıt verdiği belirleyicidir. Bu en baştan ilişki kurmakla ilgili.

Bağlanma temas kurmaya, çocuğunuzu tanımaya, bir ilişki kurmaya ne kadar istekli olduğunuza bağlıdır. Çocuklar bağ kurmaya her zaman açıktır. Yetişkinin kendini ayarlaması gerekir.

Bu yazıyı paylaş

İhmal Edilen Çocukluk

Çocuklar hayallerinden ibarettir. Hayaller insanlara yaşama isteği verirler. Yaşama yön, anlam ve ilham verirler. Çocukların gelecekleri için bunlara ihtiyacı vardır. Hayaller yaşamlarını besler, olası geleceklerini görmelerini sağlar. Bu yüzden hayal kurma yeteneklerini asla kaybetmemeleri gerekir.

İhmal çocukların gelişimi için olumlu bir ortam sağlamanın karşıtıdır. Farklı şekilleri vardır: gıda, beslenme, sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılamamak, yalnız bırakmak, konuşmamak, şarkı söylememek, dinlememek, sevildiğini hissettirmemek vb.

Ortama ne kadar çok şey katar, ortamını ne kadar olumlu, besleyici ve sevecen hale getirirsek o kadar iyi olur. Bunlar olmadığında çocuk bu teşvikten, bu çevresel katkıdan mahrum kalır. Bu da çocuğun gelişimine zarar verir. Özellikle ilk yıllar bedenin ve beynin bu etkileşime en ihtiyaç duyduğu dönemdir.

Bu yazıyı paylaş

İlk Yıllarda Öğrenme

Bebekler en gelişmiş öğrenme makineleridir.

Öğrenme doğumda; hatta anne karnında başlar.

Doğduklarında farklı dillerin seslerini ayırt edebiliyorlar.

Gördüklerinden ve duyduklarından anlam çıkarıyorlar.

Anaokuluna giderken bir çocuk meraklı ve öğrenmeye istekliyse okul öncesine gelmeden olumlu deneyimler yaşamıştır. Korumacı ve duyarlı ebeveynleri olmuştur. Güvenli bir ortamda büyümüştür. Sağlıklı ve iyi beslenmiştir. O çocuk keşfetmek, oynamak, sosyalleşmek için gelir. Hayata karşı ilgisi vardır.

Bu yazıyı paylaş